fake rolex watches many types of types to satisfy the demands of unique individuality.
























AFŞİN HABER MERKEZİ













bodrum escort

YAKIN TARİHİMİZİN BÜYÜK DEVLET ADAMI II. ABDÜLHAMİD HAN

YAKIN TARİHİMİZİN BÜYÜK DEVLET ADAMI II. ABDÜLHAMİD HAN
Şerafettin ÖZDEMİR( kursadalperen@live.nl )
25 Mayıs 2022 - 6:22

      Sultan kelimesi, kök anlamı itibariyle hem kesin delil, belge gerekçe , hem de ” şiddet, güç, kuvvet, keskinlik manasına gelir. Buna göre ” Gücü meşrulaştıran, gücü karşısında  baş eğdiren delil” anlamı çıkmaktadır. Veya Sultan;

     ” Güç” ve ” otorite” anlamındaki esselt kökünden türetilmiş olsa da, yalınkat bir ” güce” değil, ” etkin ve inandırıcı güce” delalet eder. Çünkü sultân, ” sahibinin ehliyet, liyakat ve doğruluğunu gösteren belge ya da yetki” anlamına gelir. 

      Bu mukaddime türü girişten sonra, asıl konuya başlayacak olursam, 623 yıl süren bir ulu devletin bir büyük şahsiyeti olan, hakkında bin bir çeşit iftira, hücum, tenkit ve eleştiriye maruz kalan , imparatorluğu 33 yıl fevkalade bir şekilde, bütün toslamalara zorluklara binaen idare etmiş ulu bir padişahtan söz edeceğim. 

      İmanıyla, feraseti ile 33 yıl, bu millete hizmet etmek ne demektir? Onun halli ile, koca imparatorluk çökmüş, param parça edilmiş, bin bir başlı ejderhalar her taraftan hortlayarak zehirlerini saçmaya başlamışlardır, 

     Bundan on sene evvel hac kafile başkanı olarak hacca gitmiştim. Medine’de bir anı, bir ziyaret , bir hatırlatma olması için hacılarımı,  Medine Tren istasyonuna götürmüştüm. Orada gördüğüm hatıra, beni derin düşüncelere sevketti, Ulu Hakan’dan kalan Tren vagonuna cesaretsizliğim sebebiyle binemedim. 

     Onun yaptırmış olduğu camiyi kapalı, tozlu topraklı görünce, bir köşeye çekildim  ve hüngür hüngür ağlamak zorunda kaldım.  Onun ruhaniyyetine bol bol dua ettim, göz yaşlarımı tutamayarak, Tren istasyonundan garip garip ayrıldım.  Ne demek, taa İstanbul-Medine arası Tren yolu döşetmek, o günün zor şartları altında İslam birliğini sağlamak?

     ” Abdulhamid, çok sonra Tahsin Paşa’dan nakledildiğine göre, şunları söyleyecektir: – Tek taraflı olduğum ve tek başıma karar verdiğimden şikâyet olunuyormuş. Haklıdırlar. Kime inanacaktım? 

     Birisini seçiyordum ve sonra anlıyordum ki, bu zat Francofil ( Fransız) taraftarıdır. Onu azlediyor, bir başkasına mührümü veriyordum. Dehşetle görüyordum ki, bu zat, Rusofil ( Rus) taraftarıdır… Bir başkası Anglofil ( İngiliz) taraftarı çıkıyordu. Ben Türkkofil kalmak ve öyle düşünmek zorundaydım..” ( İmp. veda, say. 146, İ. Bardakçı) 

       Ecdadı tanımak, onların neler çektiklerini bilmek zorundayız. Ülkemizden bir hiç uğruna sürgün edildiklerini, kiminin Sofya’ya, kimilerinin başka Batı ülkelerine, İtalya’ya, İngiltere’ye,  Mısır’a, Suriye’ye gönderildiklerini veya kaçtıklarını bilmek, tanımak, öğrenmek zorundayız. 

     Zorundayız ki, 33 yıl ülkemizden bir avuç toprak bile vermeyen, vermemek için mücadele eden atamız II. A. Hamid Han’ın , ne tür suikastlere maruz kaldığını, Yıldız sarayında cuma çıkısından sonra uğradığı bombalı suikastı unutmamak gerekir.  Örneğin;

     ” Selanik, Yahudilerin hürriyet ve bağımsızlık içinde yaşadıkları yerdir. Burada her çeşit İspanyol şivesi, İtalyanca ve Almanca da görülüyor. Selanik’ de o zaman, on bir Türk, dört bin Yunanlı ve yirmi iki bin Yahudi yaşamaktadır. Burada, bilgin yahudilerdir. 30 tane Synagog ve binlerce Kabbala öğretimi görenleri barındıran evler vardır. 

     Ne Slousch , Türkiye aktüelisinde cereyan eden olaylarda Selanik şehrinin rolü olduğunu ve 1908 ihtilalinde önemli rol oynadıklarını kaydediyor. Kendilerinin bizzat ” Dönmeler veya Maamin” diye adlandırılan cemaatin 1908 Türk ihtilalinde önemli rol oynadıklarını kaydediyor.” Dr. A. Küçük, Dönmeler ve Dönmelik, say. 135) 

     Zikredilen bu bilgilerden anlamış oluyoruz ki, A. Hamid Han,  görevi süresince Musul, Irak ve Filistin topraklarından bir santim yer bile feda etmemiş, canı pahasına, hayatı gitmiş olsa bile Siyonistlerin istedikleri toprak parcasını vermemiş, iktidarı, padişahlığı kaybetmesine rağmen Filistin toprakları için direnmiştir. 

     Çünkü, , II. A. Hamid Han vatan sever, vatanını seven bir kimse idi.. Türklüğünü, Türkçeyi baş tacı etmiş bir mümtaz kişilik sahibi idi. Türkçeyi ne kadar sevdiğini şu alıntıdan öğrenebiliriz:

     “Anayasa komisyonundaki üyelerden Trablusşamlı Bahattiin Dai efendi, bakınız bu tartışma sırasında neler anlatmaktadır: ” Peygamberimiz Efendimiz Arapça konuşur. Her padişah , Türkçenin kısırlığına kurban olmamak için Arapça öğrenir.

     Anayasayı bu çeşitli halklara nasıl, Türkçe olarak nasıl anlata bilirsiniz? O halde, her unsurun kendi mektebi, kendi gazetesi, kendi kâtibi ve kendi dâiresi olmak gerekir…” 

     Hedef saklanmayacak kadar açık, niyetler perdelenmeyecek ölçüde sivridir. Sadece Anadolu’da , o da yabancıların Ermenistan, Kürdistan veya Rum devleti kurmak istedikleri yerler dışındaki insanlar, Türkçe konuşmalıdır

     Abdülhamid, bu tartışmaları öğrendiği zaman Mithad Paşa’yı çağırtır ve kendisine aynen şunları söyler:  ” Bilmelidirler paşa, nasıl Kur’an-ı Kerim’i Arapça tilavet etmekten vaz geçemezsem. Devletimin toprakları üzerinde . Türkçe konuşulmasından ve Türkçe dilinden başkasını kabul edemem. Böyle bir maddenin yer alacağı anayasayı , bana getirmeyiniz.” ( İmp. Veda, İlhan Bardakçı, say. 51)

     Demek ki, Ulu Hakan, dilimiz Türkçe için, bütün imkanlarını kullanmış, bu konuda ters çizgide at oynatanları, huzurundan kovmuş, daha olmadı onlarını sürgün edilmelerini uygun görmüştür. 

     Abdülmaahid Han ve Ermeni isyanları:

     ” 1896 Temmuz’undaki İstanbul Osmanlı Bankası baskını, Ermenilerin Sultan Ahmet’de toplanarak Galata’ya yürüyüşe geçmeleri ile başladı. Rusya ve Avrupa’nın şımartmasıyla bir zamanlar Osmanlının gözde tebaası Ermeniler, Osmanlının başkentinde ona kabadayılık taslayarak; hakaretler, küstahlıklar, taşkın hal ve hareketlerle Eminönü’ne ulaştıklarında bir jandarma subayı daha fazla dayanamayıp şahsen müdahalede bulundu.

      Çoğu silahlı olan gruptan açılan ateşle öldürüldü. Bunların önüne her hangi bir emniyet gücü çıkmadığı gibi, halk da bu hezeyanı , hakaretleri, ürkek bir şekilde uzaktan izledi. Bu başı boş kitle Galata’ya gelince buradaki Osmanlı Bankası’na saldırarak binanın altını üstüne getirmeye koyuldular. 

     Onlar bu işi yaparken tophane rıhtımında ekmek paralarını kazanmaya çalışan hamal çimacı ve kaynakçılardan oluşan Türklerin tepesi atınca sopalarla çıldırmış haldeki  Ermenilerin arasına daldılar, kan gövdeyi götürdü. 

     Ertesi gün, ne kadar Avrupa devleti varsa hepsinin büyükelçileri sarayda II. Abdülhamit’in huzurundaydı. Ağızlarından alevler çıkarak , bir gün önceki olaylarla ilgili akıl almaz şeyleri saydılar, döktüler.

     Abdülhamid sakindi. ” Beni takip etsinler ” dedi. Bir odanın önünde durup kapısını açarak onlara içerideki silahları gösterip : ” Bu silahları Ermeni yurttaşlarım kullandılar. Benim memleketimde bu silahları üreten fabrika yok,” dedi. 

      Sonra onları başka bir odaya götürüp içeri de istif edilmiş sopaları gösterip: ” Bunları da Türk vatandaşlarım kullandı. Bu odunlar benim memleketimin ormanlarına aittir.” dedi. Arkasını dönüp gitti.”( O. Pamukoğlu, Ey Vatan, say. 16-17) 

       Günümüz dünyasında yaşamış olduğumuz iki yüzlülük, terörist kayırmacılığı gibi olaylar. Örneğin, Finlandiya, İsveç gibi iki ülke, kendi memleketlerinde her türlü rezalete müsamaha gösterirken, Nato’ya üye olmak için Türkiye’nin kapısını çalmaları benzer bir olay değil midir? 

     Sürgündeki atalarımız için üzülmemek elde değildir!.. 

     Sarayda yetişmiş tahsil yapmış Osmanlı çocukları diyarı gurbette, boğaz tokluğuna, kapıcılık, aşçılık, mezar bekçiliği yaparak iaşelerini temin etmişlerdir. Yakın tarihimize kadar ecdadın hanımları, kızları , torunları ülkeye girişlerine, vatandaşlık hakkı verilir iken, erkekleri bu haktan mahrum bırakılmışlardır.

     Mazlum Başbakan Adnan Menderes merhum, 1951 yılında, Nato toplantısı için Fransa’ya gittiğinde sormak zorunda kalıyor. ” Burada Türkler var mıdır?” diye… Yetkili kimseler, Başbakanı, aşçılık yaparak geçimini sağlayan A. Hamid’in kızı ile karşılaştırmışlar ve Başbakan hüngür hüngür ağlamıştır. 

      Dühya ülkelerinin hiç birisinde böyle bir ızdırap gönül acıtıcıı mükedder alem bulunmazken, maalesef, % 98’i Müslüman olan ülkemizde, ayrıca 623 yıllık bir devletin çocukları ser sefil edilmişlerdir. Kim diyebilir ki, şu isimler, yani, devletin ilk kurucusu Osman Gazi, Fatih Han han, Yavuz ve II. A. Hamid Han devletini sevmez, ülkesine hasım idi?.. Şu alıntı yazımızla mes’eleyi sonlandıracağım: 

     ” II. A. Hamid Han ve bulunamayan ilim adamları!.. 

      …Bana göre asıl suç âlimlerindir. Onlar, Kur’an’a yöneleceklerine eski âlimlerin eserlerine saplanıp  kalmışlardır. Eğer Kur’an’ı anlamaya çalışsalardı zorunlu olarak hadisleri de anlarlardı. Çünkü hadisler Kur’an’ın açıklamasıdır. Açıklama ile açıklananı bir arada okumak, konuyu doğru anlamayı sağlar.

      Eski âlimler, ancak o zaman doğru anlaşılır ve eserleri ufuk açıcı olurdu. Yaşadığı çağı Kur’an’a göre yorumlayanlardan örnek, Kur’an’ı o çağa uydurmak isteyenlerden de ibret alınırdı. Olayları Kur’an’a göre yorumlama zorunluluğunu duyan âlim, her türlü

     bilimisel, teknik ve sosyal gelişmeleri doğru yorumlar. Müslümanlarda bir başka arayış içine girmezler. Ama onlar, Kur’an’a, sünnete ve çevresine kapalı, çağın gerisinde bir ilim anlayışı ile kendi intiharlarını hazırlamışlardır. 

     Sultan II. Abdulhamid’in bu konu ile ilgili çok acı hâtıraları nakledilir. Japon imparatorluk ailesine mensup bir prens kendisini ziyarete gelir. İmparatorundan özel bir mektup getirir. Ondan İslâm dininin muhtevasını , iman esaslarını , gayesini, felsefesini, ibadet kaidelerini açıklayacak güçte dinî, ilmî bir heyet ister.

     Sultan, Japonya’da İslâm’ın yayılması için maddi sahada mümkün olan her şeyi yapar ama imparator’un istediği ilmî heyeti gönderemez. O, Sultan’ın içinde hicran olmuş bir hatıradır. Bunun sebebini şu cümlelerle ifade eder: 

     ” Düşündüm ki, Japon imparatoru’nun istediği müslüman din âlimleri kendi ülkemizde olsa ve onları ben bulabilseydim Japonlardan evvel kendi milletimin ve halife olarak İslâm âleminin istifadesini temin ederim..”  Sultan’a göre âlimlerin ilmî kudretleri kadar dünyayı algılama farzları da İslâm’ın geleceği üzerinde bu kadar büyük etki yapacak  bir konuyu ele almaya ve sonuçlandırmaya müsait değildir. O, bunun sebebini şöyle aaçıklar:

     ” Jaapon imparatorunun istediği müslüman din âlimlerini yetiştirecek feyyaz menbâlar artık mevcut değildi. Medreselerimiz birer ilim ilim-irfan kaynağı olmaktan mahrumdur.” ( Kur’an Işığı, A. Bayındır, say. 63-64) 

     Netice olarak;

     623 yıl süren imparatorluk bünyesinde hizmeteden  36 sultanın tamamı etkin, faydalı, muhterem insanlardır,. Hele bilhassa, II. A. Hamid Han, Siyonizme, Ermeni çapulcularına karşı göğsünü siper etmiş. 33 yıl bu devletin dağılmasını, bölünmesini önlemiştir.

     Şimdi, birileri kalkıp, hadsizlik yaparak Ulu Hakan’ı suçlamaya kalkışırsa, çok ayıptır, bu bir densizliktir, kendini bilmezliktir. Ulu Hakan II. A Hamid Han, hayatı boyunca İslam yolundan taviz vermemiş, hatta Şazelî şeyhi olan M. Zâfir  Efendi’ye müntesip olduğunu bilinen dindar bir padişahtır. 

  1. A. Hamid Han, Gümüşhânevî Dergâhı’nın müessisi ve şeyhi olan Ahmed Ziyâuddin-i Gümüşhânevî ve Ebu’l-Hüda Efendi ile zaman zaman sohbetlerde bulunduğu bilinmektedir. Bu sebeplerden dolayı,
  2. A. Hamid Han, asrının müceddid insanıdır. Onun içindir ki, hasımları, husumet besleyenleri kendisine hışımla, hasım olarak saldırmışlar, dün ve bu gündür hakkındaki iftiralar, ithamlar bitecek gibi değildir. Çünkü,

     Ermeni çapulcuları, Siyonist ve Rum kalpazanları sair İslam düşmanları onun hakkında iileri geri konuşmuşlar, saldırmaya da devam edeceklerdir. İttihad Terakkiciler, dünkü zamanlarda saldırmışlar, bu günde onların bağlıları saldırmaya devam edeceklerdir!.. II. A. Han’a rahmet diliyor, makamının cennet olmasını niyaz ediyorum.. Selam ve dua ile…

     Şerafettin Özdemir

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
okurMayıs 28, 2022 / 9:43 pmCevapla

Tunus, Girit, Mısır, Kıbrıs, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Bulgaristan, Bosna Hersek, Niş, Teselya, Kars, Batum, Ardahan’ı kaybetmiştir.
Girit’e özerklik verilmesi (1898)
Kuveyt’in özerklik kazanması (1899)
Yemen İsyanı (1905)
İkinci Meşrutiyet (1908)
Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi (1908)
Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhak etmesi (1908)
Girit’in Yunanistan’a katılma kararı (1908)


Sitemizde Yayınlanan Haber,Köşe Yazısı,Fotoğraf ve Videoların Telif Hakları AFŞİN MERKEZ YAYIN GURUBU'na aittir.e-mail: afsinmedyacenter@gmail.com

fake rolex watches many types of types to satisfy the demands of unique individuality.