AFŞİN HABER MERKEZİ








“ALPERENLER BİR AŞILMAZ DAĞDILAR”

“ALPERENLER BİR AŞILMAZ DAĞDILAR”

DR. MEHMET GÜNEŞ
DR. MEHMET GÜNEŞ( mehmet@afsinhabermerkezi.com )
349 views
07 Aralık 2020 - 6:29

Alperenler; Mekke’de doğan, Hira’da yükselen, Medîne’de devlet hâline gelen ve inşâ ettiği eşsiz medeniyetle gönülleri fetheden îmân nûruyla; Türkistan’da tarih sahnesine çıkan, İslâm’la şereflenip Muhammedî sevdâlarla buluşan, Kur’ân aşkıyla çağlayıp coşan ve İ’lâ-yı Kelîmetullah için Nizâm-ı Âlem Ülküsü’nü rehber edinerek aslî kimliğine kavuşan bu aziz milletin kader çizgisinin kesiştiği yerde açan Hilâl çiçekleridir.

Alperenler; mahlûkat içinde insan, insanlar içinde Müslüman, Müslümanlar içinde Türk olarak yaratılmaktan, Gâye İnsan-Ufuk Peygamber Aleyhisselâtü Vesselâm Efendimiz’e ümmet olma şerefine erişmekten, şühedâ yurdu vatanımızda Ay-Yıldızlı muazzez bayrağımız altında sayısız nimetlere kavuşmaktan dolayı bahtiyârlığını ifâde etmeye kelimelerin yetersiz kalacağını bilen ve bu lütf u ihsanlar için Yüce Rabbimize sonsuz hamd ü senâlarda bulunan asrımızın gâzî dervişleridir.

Alperenler; Rahmân ve Râhîm olan Allah(c.c.)’ın emrettiği istikâmette bir hayat yaşayan, “Âlemlere rahmet”[1] olan İki Cihan Serverimiz(s.a.v.)’in Sünnet-i Seniyyelerini hayatına taşıyan, kalplere “Gül” yaprağıyla sevgi döşeyen, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”[2] Âyet-i Kerîmesini düstûr edinerek diliyle kalbi arasındaki mesâfeyi ortadan kaldırmayı amaçlayan, kāliyle hâlini birleştiren gönül erleridir. ‘Onlar’; sükûtun bütün lehçelerini bildiği için hâl diliyle konuşan, tebliğini yaşantısıyla söylediklerini yaptıklarıyla konuşturan,  ‘Türk’ün İslâm Dâvâsı’na olan sadakât fermânını kanlarıyla imzalayıp, canlarıyla mühürleyen, destan kadar güzel, şiir kadar çarpıcı bir mâzîden tevârüs ettiği bütün ulvî değerleri günümüze ulaştıran ve “Cesâret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâvâ başarıya ulaşamaz.”[3] diyen destan kahramanlarıdır.

Alperenler; alpliği Sultan Alpaslan ve Yavuz Sultan Selim Han’dan, erenliği ise Hoca Ahmet Yesevî’den ve cümle gönül sultanlarından alan, dünya ve âhiret dengesini tesis etme yolunda aşkı hâkim kılan, akla aşkla abdest aldırıp “Aşk-ı Hakîki”nin yolunu bulan, ebedî besteyi âleme terennüm ettirmek için aklını, yüreğini ve bileğini inandığı değerlerin emrine veren gani gönüllü yiğitlerdir.

Alperenler; emdiği sütün, içtiği suyun, yediği ekmeğin, bastığı toprağın, astığı bayrağın hakkını veren, kalbinin nabzını lîsânına döken, İlâhî aşkın çilesini seve seve çeken, tevârüs ettiği muhteşem medeniyetin tarihî sorumluluğuna sâhip çıkan sedengeçtilerdir. ‘Onlar’; “günün adamı” olma yerine “tarihin ve milletin hayırla yâdettiği insan” olma cehdini ve azmini gösteren, kandilleri sönmeye yüz tutmuş bir kubbenin rûhunu yüreğiyle ateşleyen, kendimize ait mukaddes rüyâlar görmemiz için büyük ülkülere sâhip olmamız gerektiğini inanan ve yeniden câmi merkezli bir medeniyet inşâ etmeyi gâye edinen gönül erleridir.

Alperenler; vezinsiz bir dünyada yaşayan, fakat hayatın “Gül” kokulu kafiyesi olmak isteyen, bir duâ yüceliğindeki, bir duygu inceliğindeki, bir sülüs hat zarafetindeki ulvî ideâlleri yüreklerinde besleyen, mukaddes mefkûrelerinin nurânî güzelliklerini “akleden kalp”[4] ile süsleyen îman fedâileridir. ‘Onlar’; gözlerinde hünkâr tuğrasına özlemin gülümsediği, bakışlarına Evlâd-ı Fâtihan hüznünün çöktüğü, yüreğini “Ülkü denen nazlı gelinin” yaktığı değerler manzûmesini ‘ilim, îmân, amel ve hâl’ ölçüleriyle mezcederek; ‘mü’min, mütedeyyin, muvahhid ve mücâhid sıfatlarıyla’ yoğurarak “gâzi-derviş” parantezinde birleştiren inanç âbideleridir.

Alperenler; yarınların köklerinin dünde saklı olduğunu bilen, istikbâlin bugün üzerine inşâ edilmesi gerektiği şuurunda olduğu için, bugünün dün üzerine mebnî olduğunu fehmeden ve Cumhuriyet’e varmak için Osmanlı’dan ve Selçuklu’dan, Selçuklu’ya vâsıl olmak için de Hunlardan ve Göktürklerden geçilmesi gerektiğini idrâk eden kesintisiz bir tarih şuurunun sâhibidirler.

Alperenler; geçmişten geleceğe kapılar açıp köprüler kuran, ihtişamlı bir mâzîyi muhteşem bir âtîye taşıma sorumluluğunu yüreğinde duyan, Allah (c.c.) hatırından daha üstün bir hatır, vatan ve millet menfaatinden  daha yüksek bir menfaat tanımayan, dünyayı doğru algılayıp düşüncelerini tarih şuuruna yaslayan, hayallerini umutlarla besleyen,  mukaddes ülkülerini Tûranî sevdalarla süsleyen Horasan erenleridir.

Alperenler; hayatı kavrayış açısından İslâm merkezli, tarih şuuru ve mensubiyet duygusu bakımından milliyetçi, medeniyet tasavvurları, millî kültür anlayışları ve ideâlistlikleri sebebiyle ülkücü, sosyolojik zâviyeden tekâmüle açık ve muassır  bir düşüncenin müntesibidirler. “Tekâmül hayatın temel kâidesidir” ilkesinin yanında, temel değerlerin hiç değişmemesinin de hayatın bir başka değişmez kuralı olduğuna yürekten inanırlar. “Bekâ içinde yenilenme, yenilenme içinde bekâ[5] esasları dâhilinde, ‘değişmez temel değerlerimizi’, “pörsümez yenilerimizi” tekâmülün dinamosu yaparak, kültür kodlarımızı bozmadan, yâni “Değişerek aynı kalmak, ya da aynı kalarak değişmek”[6] düsturuyla gelişimi benimserler. Bu sebeple alperenler; kimliğini ve kişiliğini inkâr etmeden, eğilmeden, bükülmeden, inançlarına gölge düşürmeden, basit dünyevî hesaplar, makamlar ve menfaatler için başkalaşım geçirmeden, ideâllerini unutmadan, kalplerini ve beyinlerini midelerinin emrine vermeden, inançlarını nakzetmeden, üç günlük dünya için bırakın nâmerde, merde bile muhtaç olmadan da ideâlist bir hayat yaşanabileceğini cümle âleme gösterdiler / gösterirler. Alperenler; aslâ, mevsimlik ideâlist, sentetik milliyetçi, seyyar kıbleli muhafazakâr, fason dâvâ adamı ve rozeti yüreğinden büyük insan olmadılar / olmazlar.

Alperenler; İslâm’ın topyekûn bir hayat nizâmı olarak kabul edilmesi ve her hâlimizin Hakk’a tâbî olması gerektiğini idrâk ve ikrâr ederler. İslâm’ı hayâtımıza göre değil, hayâtımızı İslâm’a göre tanzîm ve târif etme mecbûriyet ve mükellefiyetimizi her zaman ve her zeminde açıkça belirtirler. Alperenler; “İslâm’ı kurtarma” yanlışlığına düşmeden, ‘İslâm’la kurtulma’ şuuruyla îman ve kıyâm ederler. Aksiyonsuz bir îmana düşüncelerinde aslâ yer vermezler, “Ha tüfeği olmayan asker, ha öfkesi olmayan fikir” diyerek, fikirde aksiyon ararlar. “Aksiyon düşmanı fikir adamı, dişleri sökülmüş ve pençeleri törpülenmiş bir sirk aslanı kadar merhamet telkin edicidir.”[7]  hükmüne yürekten inanırlar.

Alperenler; insanlığı îman çağına ulaştıracak İlâhî müjdelere hâdim olan, üç asırdır süren idbârımızı ikbâle çevirecek yolun Ehl-i Sünnet ölçüsüyle şekillenmiş bir hayat nîzâmı olduğunu bilen, bu amaçla Türk-İslâm Medeniyetinin yeni baştan inşâ ve ihyâsı gayretine her şeyini âmâde kılan Ay-Yıldız tuğralı ve turkuaz düşünceli ülkü devleridir. ‘Onlar’; iç içe girmiş dairelerin merkezinden başlayıp çevreye doğru ‘nefis-aile-cemiyet-millet-ümmet ve beşeriyet’ plânında İslâm’da yeniden dirilişimizi hedefleyen ve bu halkaların hepsini içten dışa kucaklayan ideâlist kadrolardır.

Alperenler; İslâm parantezindeki milliyetçilik anlayışını benimserler. Sınırlarını Kur’ân’ın çizdiği bu anlayışta, milliyetçiliğe göre İslâm değil, İslâm’a göre milliyetçilik tarif edilir. Milliyetçilik, “ümmet içindeki milletin fazîlet ve hizmet yarışı” olarak görülür. Alperenlerin rûhî muhtevâya bağlı bu milliyetçilik idrâki; “metbûluğu ruha, tâbîliği bedene veren”  bir anlayış olup, milliyetçiliği içi Kevser’le dolu bir kâse şeklinde görür, kıymeti kâseye değil muhtevâya verir. Alperenler; muhabbete, hürmete ve uhuvvete dayanan; nefrete, şiddete ve zulmete istinât etmeyen, “..Mü’minler ancak kardeştirler..”[8] âyet-i kerîmesine, “Kişi kavmini sevmekle kınanamaz”[9] temel kâidesine ve “Ne Arap’ın aceme, ne beyazın siyaha üstünlüğü bulunmadığı, üstünlüğün yalnız takvâda olduğu”[10] Nebevî ölçüsüne bağlı fıtrî ve müspet bir milliyetçilik anlayışına sâhiptirler. Alperenler; milliyetin cinsiyet gibi fıtrî olduğunu, nefis gibi terbiye edilmesi gerektiğini, fert için şahsiyet ne ise, millet için de milliyetin aynı anlama geldiğini, millîliğin zirvesine çıkmadan evrenselliğin yakalanamayacağını çok iyi bilirler. ‘Onlar’;  kine, nefrete, saldırganlığa dayanan menfi, pozitivist ve seküler ulusalcılık anlayışını reddederler.

Alperenler; “İçi alev alev İslâm, dışı pırıl pırıl Türk; içi dışına hâkim, dışı içine köle”[11] olan, Türk olmayı İslâm’a hizmetle anlamlı kılan, milliyetçiliği İslâm’a hizmet yolunda bir düşünce sistemi olarak gören, ülkücülüğü ise bu düşünceyi gerçekleştirme yolunda bir meşrep ve metot olarak niteleyen ve “Türklük bedenimiz, İslâmiyet ruhumuzdur; ruhsuz beden ceset olur.”[12] dâvâ adamlarıdır. ‘Onlar’; Anadolu insanının derûnunda -küllenmiş olsa da- bütün saflığıyla yatan İslâm’ın ihyâ edilmesi gerektiğine inanan, “Sancak, düştüğü yerden kaldırılır”,  “Yitik, kaybedildiği yerde aranır”  anlayışını savunan, medeniyet tasavvuru olan millî bir hareketin yeniden “Türk’ün ruh köküne”[13] sâhip çıkması, İslâm sancağının Anadolu’da yeniden ayağa kalkması gerektiğine bütün gönlüyle îman eden “Yesi güvercinleri”dir.[14]

  Alperenler; yalan karşısında eğilen bedenlerin hakîkâte doğru bakamayacağını çok iyi bilen, hem başı dik dağın, hem de boynu bükük başağın hâlet-i rûhiyesiyle aklına, irâdesine, hayâta karşı duruşuna ve duygularına yön veren, rûhunda Ezel Bezmi’nin  biâtı ve ahlâk-ı Muhammedî terbiyesi bulunan, sükûtun sesini dinleyip, sözlerin arasındaki sessizliğin nakışlarına âşinâ olan, ‘dîni bir hayatın ve hayatlı bir dînin’ ifrat ve tefrite düşmeden îtidâl çizgisinde “akl-ı selîm, kalb-i selîm, zevk-i selîm” dâiresinde yaşanması gerektiğini vurgulayan, Müslümanların ruh ve akıl irtifâlarını yükseltmeleri gerektiğinin şuurunda olan güzel insanlardır.

Alperenler, bütün Müslümanları bir vâhit bedenin âzâları olarak bildikleri için onların dertleriyle hemderttirler. “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü”[15] sevdikleri için cümle insanlara karşı besledikleri muhabbette cömerttirler. “Veliyyün külli mazlûmîn”[16] olan mübârek ecdatları gibi civanmerttirler. ‘Onlar’; adâletle zulmün mücâdelesinde güçlünün değil haklının yanında yer alan, ezilenlerin, haksızlığa ve zulme uğrayanların cephesinde saf tutan, Şubat fırtınalarına karşı duran,  zulüm devirlerinde baharı muştulayan kardelenlerdir. Alperenler;  “zâlime korku, mazluma umut” ölçüsünü şiâr edinen ve küresel düzeyde oynanan vahşî oyunlardan kurtulmak için bizim ışığımızı bekleyen Müslüman kardeşlerimizin ümitlerini inşa’Allah boşa çıkarmayacak olan ve  “Vatan aşkı maya gibidir, sütü bozuklarda tutmaz”[17] diyen Nizâm-ı Âlem ülkücüleridir.

Alperenler; İlâhî aşkın, millî ülkülerin ve âlemşümûl ideâllerin peşinde koşarlar, ihtişamlı bir medeniyeti muhteşem bir geleceğe taşıma sevdâsıyla coşarlar, medeniyetlerin ilim ve teknoloji, fikir ve felsefe, güzel sanatlar ve edebiyat temelleri üzerinde yükseleceğine inanırlar. ‘Onlar’; kültür ve medeniyetlerin rûhî temellerinin inanç, içtimâî temellerinin ise bu inanca bağlı ahlâk nizâmı olduğunu, millî kimliğin “din, dil ve târih şuuru”yla kemâl bulduğunu çok iyi bilirler. Alperenler; bütün köklü medeniyetlerin “Mukaddes Kitaplar”ın ışığında kurulup geliştiğini müdriktirler ve aslâ tarihte “laik” bir medeniyete tesâdüf edilmediğinin şuurundadırlar. Bu sebeple alperenler; medeniyet inşâsına tâlip oldukları için her alanda zirveleşen medenî insanlar yetiştirmeyi amaçlayıp, madde ile mânânın, ilim ile îmânın, gelenek ile modernitenin silah çatması gerektiğini vurgularlar, maddeye mânâ penceresinden ve ideâlist bir zâviyeden bakarak ekonomik ilerleme ile ahlâkî ve rûhi değerler arasında bir denge tesis ederler. ‘Onlar’; ‘İdeâlizm olmadan medeniyet tasavvurunun bulunmayacağına’, “filozofların aydınlatmadığı toplumları şarlatanların aldatacağını”[18] çok iyi bilirler, medeniyetimizi yeniden inşâ etmek için besmele çekip zora talip olurlar. Alperenler; bu uğurda yapılacak mücadelenin îman, sabır ve çileyle yoğrulması gerektiğine inanırlar, “izm”lerin ya da şahısların putlaştırılmasına şiddetle karşı çıkarlar ve çağa İslâm’ın penceresinden Türk’e has yeni bir bakış atfederler. ‘Onlar’; geleneği olmayan bir milletin geleceğinin de olamayacağını bildikleri için, gelenekten geleceğe kapılar açıp köprüler kuran, gayri millî her türlü uygulamaya ve tepeden şekillendirmeye karşı çıkan, reaksiyoner değil, aksiyoner; yıkıcı değil, yapıcı; dışlayıcı değil kuşatıcı; tanımlanan değil tanımlayan; nesne değil özne olan ve “İnanmadığım yolda milyonlarla yürüyeceğime, inandığım yolda tek başıma yürürüm”[19] diyen Türk milliyetçileridir.

Alperenler; beyinlerdeki ve gönüllerdeki “kutsal devlet”  anlayışını, “hâdim devlet” telâkkîsine tedvir eden, devletin millete hizmetle yükümlü bir araç olduğunu, aslâ amaç olmadığını bilen; devlet olmadan milletin öksüz kalacağını, fakat millet olmadan devletin söz konusu bile olamayacağının şuuruna eren âkil insanlardır. ‘Onlar’; aslolanın millet, milletin gölgesinin de devlet olduğunu, devletin âlî menfaatleri adına, oligarşik bir zümrenin çıkarlarına  hizmet edilmemesi gerektiğini zihinlere nakşeden bir dünya görüşünü savunurlar. Alperenler; millet kültürü üzerine kurulacak bir devletin Devlet-i Ebed Müddet olacağını,  milletle bütünleşmeyen, milleti yok sayan, millete ters düşen yapılanmaların uzun ömürlü olamayacağını bilen tarih şuuruna sahiptirler ve millî irâdenin dışında hiçbir beşeri güç tanımazlar.

 Alperenler; yaşatmayı yaşamaya tercih edip, ölümü hayatın merkezine koyarak, ölümsüzlük denizine yelken açarlar, “dîn ü devlet, mülk ü millet” için şehâdet şerbetini tereddütsüz içerler, inançları uğruna “Bir gül bahçesine girercesine” kara toprağın bağrına korkusuzca koşarlar, “Mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise güçlü ve onurlu” [20]durlar. ‘Onlar’; “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır”[21] hadîsini hayat felsefesi yapıp, fânî ömürlerine şerefli bir hayat sığdırırlar. Alperenler; asil bir ümmetin ve şerefli bir milletin mensûbu olmakla iftihâr ederler, dâvâ adamlığını diline tespih etmeyip, hayatıyla çekerler, bu sebepten olsa gerek belki yaşlarıyla değil ama, yaşadıkları ve yaşattıklarıyla çok değerlidirler.

Alperenler; Akla kapı açıp; irâdeyi elden bırakmama’ temel prensibini rehber edinen, aklın ışığının fen, kalbin nûrunun din ilimleri olduğunu bilen, fakat bütün idrâkini beş duyunun sınırları içine hapsetmeyen ulemâ vârisleridir… ‘Onlar’; ‘küllî bir tefekkür şuuru’ oluşturmak için ufuk çizgisini genişleten; tefekkürün îmânı, îmânın teslîmiyeti, teslîmiyetin tevekkülü, tevekkülün de “Hasbün Allâhu ve ni’mel vekil”[22] diyerek her işte Allah(c.c.)’ı vekil tutmayı âmir kıldığını zihnine ve gönlüne yerleştiren ehl-i rahledirler… ‘Onlar’; Rızâ-i Bâri’ye ermek maksadıyla, Ehl-i Beyt sevgisini Ehl-i Sünnet anlayışıyla kalplere nakşeden îmân âbideleridir.

Alperenler; “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim”[23] diye buyuran Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in muazzez hayatlarını örnek alırlar. ‘Onlar’; hayatın mânâsını ahlâk, ahlâkın mecrâsını da Kur’an ve Sünnet belirlediği zaman bir anlam kazanacağına inanırlar. Alperenler; Tebessüm etmeyi sadaka sayan”[24], “eline, diline, beline sahip ol”up[25]  nefsini aşan, kendini inancına adayan, bahtı kara, başı dik, alnı ak, sevdası Hakk ve hayat çizgisi hüsn-ü hat olan bu aziz milletin düşünen beyni, korkusuz yüreği, âteşin imânı ve tertemiz vicdânı olup; “İnsanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısı”[26] olan ülkücülerdir.

Alperenler; “Allah bes, gayrı heves”[27] diyen, “Bâsü bâdel mevt”[28] idrâki içinde bu hayatın rövanşına göre her yaptığını murakâbe eden, “Ölmeden önce ölen, hesâba çekilmeden önce kendini hesaba çeken”[29], Emr-i bi’l ma’ruf, nehy-i ani’l münker”[30] (İyiliği emredip, kötülükten alıkoyma) temel ölçüsüyle davranışlarını şekillendiren ve “Sefer bizim, zafer Allah(c.c.)’ındır.” diyen inanç şâhikalarıdır. ‘Onlar’; Allah’ın unutulduğu her alanda nefsin hâkimiyetinin başlayacağını ve insanın insanlığından bir şeyler kaybedeceğini bilirler. Alperenler; “Men âmene bil kaderi, emine minel kederi”[31] düsturuyla kaderden atılan oklara kâmilen teslim olduğu için kederlenmeyen,  bu sebeple de gönlüne hüzün yerine huzur doldurmayı başarırlar. ‘Onlar’; tevârüs edilmiş bir asâletin ve unutturulmak istenen bir medeniyetin eşsiz güzelliklerini yaşatmak için çaba sarfeden ganî gönüllü delikanlılardır.

Alperenler; insana insanlığını kazandıracak ölçünün yalnız ve ancak İslâm olduğunu, bâtıla yâr olanların zâhiren gâlip gelseler de gerçekte mağlûp, Hakk yolunda olanların ise mağlûp zannedilseler bile aslında gâlip olduklarını bilirler. ‘Onlar’; esbâbâ tevessülü ikmâl ettikten sonra “Kaderin üstünde bir kader vardır”[32] derler,  takdirin Cenâb-ı Allah’a ait olduğunu idrâk ederler ve büyük cihatta gâlip gelerek nefsini yenen bir yiğidin bütün cihanı yeneceğine inanırlar. Alperenler; hilkâtin mükemmelliğini, kâinâtın haşmetini, insanın bu muhteşem vâroluş manzûmesi içindeki yerini idrâk ederek “Halk içinde Hakk’la beraber” olurlar. ‘Onlar’; “Yâ Rabbî! Dünyayı elimizden alma, ama kalbimize de koyma!”  diyen mübârek ecdâdımız gibi kalbini dünyadan, dünyayı da kalbinden uzaklaştıran ve gönlü İlâhî teslimiyette gerçek hürriyeti bulan Hakk’a sevdâlılardır.

Alperenler; son üç asırdan bu yana artarak devam eden mağdûriyetimizin, mahcûbiyetimizin ve mahkûmiyetimizin temelinde İslâmiyet’le Müslümanların arasının açılarak birbirinden uzaklaşmasının yatmakta olduğunu bilirler… ‘Onlar’; maddeye mânâ penceresinden bakan, şarklı gibi üretip garplı gibi tüketme yanılgısına yanaşmayan, ekonomik ilerleme ile ahlâkî ve rûhî değerler arasında denge kurmayı amaçlayan akl-ı selîm ve kalb-i selîm sahibi mü’minlerdir.

Alperenler; önce “adam”, sonra “dâvâ adamı” ve en sonunda da “gönül adamı” olan,  tevâzuun zirvesinde şâhikalaşan, gönlünde ismet ve iffeti yaşatan, ruhunu izzet ve saffetle kuşatan, kalbini ülfet ve muhabbetle ışıtan, Muhâmmedî ahlâkın nâmütenâhî güzelliklerini ve doyumsuzluğunu tâlim eden gönül erleridir. ‘Onlar’; nimete, kudrete, izzete, varlığa, hüsrâna, ıstıraba, çileye ve yokluğa O’ndan geldiği için boyun büküp rızâ göstererek, “Kahrında hoş, lütfun da hoş”[33] diyebilen gâzi-dervişlerdir. Alperenler;  “O’nu bulan neyi kaybetmiştir ki, O’nu kaybeden neyi bulmuştur ki”[34] anlayışını şahikalaştıran aşk, edep ve irfan sahibi  “Kınalı Kuzular”dır.

Alperenler; insan kalbinde fıtrî olarak çağlayan muhabbet, merhamet ve müsamaha pınarlarından yudumlayıp kendi “Ben”inin bendesi olunmaması gerektiğini bilirler. “Ben” diyen tahammülsüz, inatçı, sığ görüşlü ve nefsin tutsağı olan zihniyetin karşısında, gerçek saâdet bizzat “Biz”dedir anlayışıyla “Ben”i “Biz”e çevirme haslet ve olgunluğuna sahiptirler.

Alperenler; ülkemizin içinde bulunduğu içtimâî, siyâsî ve ekonomik sıkıntıların, insanımızın yaşadığı sosyal bunalım ve kimlik krizlerinin, toplumu tehdit eden devlet-millet zıtlaşmasının ve kültür erozyonunun sebebinin de, sonucunun da mevcut yağma düzeninden kaynaklandığını çok iyi bilirler. ‘Onlar’; bu sisteme “lekesiz, gölgesiz” tertemiz bir nizâmı alternatif olarak sunan, bu nizâmın ‘adâlet, meşrûiyet, ehliyet ve hizmet’ esaslarına dayandığını beyân eden, bunu temin için önce kendi nefsine, sonra da topluma nizâm veren, kendine çeki düzen veremeyenlerin âleme nizâm veremeyeceğini idrâk eden “Firavun’a karşı çıkmak yetmez, Musâ’nın da yanında olmak gerekir”[35] diyen ideâl şahsiyet ve ideâlist dâvâ adamlarıdır.

 Alperenler; mukaddes dînimizle bu toplumu aynı inanç paydasında birleştiren, tarih şuuruyla aynı geçmişte buluşturan, güzel Türkçemizle insanımızı anlaştıran, millî kültürle müşterek değerlerimizi tebellür ettiren, büyük ülkülerle evlatlarının gelecekte de ortak hedeflerde bir araya gelmesini sağlayan Türk-İslâm Ülkücüleri’dir. ‘Onlar’; ferdi şahsiyet, yığınları millet yapan dînî ve millî âidiyetlerimize sonuna kadar sâhip çıkarlar… Alperenler; bizi “Biz” yapan değerlerimizi ortadan kaldırmak için her türlü hileyi tezgâhlayan, en kirli oyunları sahneye koyan; “Boğazdaki Aşiret”in[36], sabetaistlerin, sahtekâr Marksistlerin, hortumcu kapitalistlerin, dönme ve devşirmelerin, jakoben zulmetin, laikçi zihniyetin, küresel ihânetin, vurguncu düzenin, çağdaş deniyetin, azgın azınlığın, ateist çılgınlığın, etnik bölücülüğün, soysuz dayatmaların, modern yobazların, tapınak şövalyelerinin, karanlık mahfillerin, din simsarı baronların defterlerini dürecek, derslerini verecek ve hesaplarını görecek azim ve irâdeye sâhiptirler.

Alperenler; küçük de olsa teşkilâtlı grupların, yığın hâlindeki büyük çoğunluklara kolayca hükmedeceklerini bilen, bu itibarla teşkilâtlanmaya çok büyük önem veren, cemaat şuuruyla, meşveretle, şûrâdan çıkan ortak akılla organize olan, millî irâdenin üzerindeki vesâyetin kalkması ve sivil siyâsetin hâkim olmasını esas alan fikir ve aksiyon adamlarıdır. ‘Onlar’; İslâm parantezindeki milliyetçiliği  ‘ulvî bir fikir’ olarak değerlendirip ‘basit bir figür’ olarak görmeyen, fertlere değil fikrî ölçülere önem veren, fikrî hareketlerdeki büyüklük kıstasını kemiyette değil keyfiyette gören,  hak bildikleri yolda tek başlarına kalsalar bile “kınayıcının kınamasına”[37] aldırmadan inandıkları yolda vakur adımlarla yürüyen kahramanlardır. Alperenler;  Allah (c.c.) için seven, Allah (c.c.) için buğzeden, Allah(c.c.)’a hakkıyla kul olduğu için kula kulluk etmeyi lügâtinden silen, tek kıstası menfaat olan fikir fâhişelerinin ve her devrin adamı olan, her yolu mubah gören siyâset yosmalarının oyununa gelmeyen, millî hassâsiyetleri günlük politik menfaatlerin emrine âmâde kılmayan, Allah(c.c.)’tan ve milletten başka hiç kimseye verecek hesâbı olmayan, vatanına bağlı, inancına karasevdâlı olan ve “Kan dökmeyi seven bir millet değiliz, ancak söz konusu vatansa, dünyanın şah damarını keseriz.”[38] diyen çatal yürekli yiğitlerdir.

Alperenler; muhteşem bir mâzîyi ihtişamlı bir âtîye taşıma sorumluluğunu müdriktirler. Bu sebeple şartlar değişse de alperenlerin vazifesi değişmeyecektir. Alperenler; şartlara teslim olmamak, şartları teslim almak için, değişen şartların imkânlarını zorlayarak zamana ve mekâna Türk-İslâm mührünü vurma yolunda azimle yürürler. Atalarının; güneşi mızraklarına tuğ, gökyüzünü otağ yapıp, “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi”ni cihat rûhuyla taçlandırarak Altaylardan Tuna’ya doğru başlattığı kutlu yürüyüşü âkim kaldığı yerden ve 300 milyonluk Türk Dünyası’nı kucaklayacak bir anlayışla yeniden başlatmak azim ve kararındadırlar. Bu yürüyüşte; ilim ile iman yan yana, düşünce ile ibâdet iç içe, sebeplere tevessül ve tevekkül sarmaş dolaş, sabır ve şükür yol arkadaşı, feraset ve cesaret el ele, hayallerle umutlar kol kola, aşk ve ceht omuz omuza vermiştir.

Alperenler, sağduyunun ve tecrübelerin sesine kulak veren, düşünce-şuur ve ferâset, irâde-azim ve basiret, enerji-tahammül ve nezâket, ilim-irfan ve siyâset, metod-kadro ve hareket, istişare-müsamaha ve meşveret, birlik-dirlik ve uhuvvet, vakar-şeref ve haysiyet, bilgi-coşku ve kâbiliyet, inanç-îman ve cesâret sahibi olan ve Türkiye’yi lider ülke yapacak ideâli, dünyaya Hakk’ın nizâmını hâkim kılacak bir ülküyü ilke edinen ve “Bir elinde Kur’ân, bir elinde bilgisayara olan”[39] Türk-İslâm Ülkücüleridir.

Alperenler; medeniyet güneşimizin yeni baştan inşâ ve ihyâsı için gayret sarfeden, nesillere millî, İslâmî ve insânî hedefler gösteren; tadına doyulmayan bir rüyânın son cümlesi, Osmanlı’yı muhteşem bir cihan devleti yapan anlayışın son parıltısı,  “Gül Yüzlü” sevdâlardan arta kalan ecdâdın son selâmı ve Türk’ün İslâm için bin yıldır yazdığı o muhteşem destânın hatm-i kelâmıdır.

Alperenler; 15. ve 16. yüzyılı “Türk Asrı” yapan değerler manzûmesini baş tacı yaptığımız zaman 21. yüzyılın da “Bizim Asrımız” olacağına yürekten inanırlar ve bu inançla bütün cihâna:

“Ecdâdımızın heybeti mârufu cihândır,

Fıtrat değişir sanma! Bu kan yine o kandır.”[40]

diye haykırırlar.

Ve Alperenler;

“Savletinden titresin yeniden Doğu-Batı,

Ve kurulsun Allah’ın ebedî saltanatı”[41]

ülküsüne cân-ı gönülden îmân eden, dağ yürekli savaş erleri ve derya gönüllü Yesevî erenleridir.

“Destan Şairimiz”,   bir şiirinde ‘Onlar’ı anlatırken;

“Alperenler; bir aşılmaz dağdılar,

Aydınlığa gönül verip, yıldızları sağdılar…

Nurlanıp, nur üstü nurdan,

Tekbirlerle doğdular…

Tek başına destandılar,

Tek başına çağdılar…

Tufan olup sığmazlarken evrene,

Sevgi olup, gönüllere sığdılar…

İman ile, erdem ile, aşk ile,

İnsanlığı kenetleyen bağdılar…

Ezandılar, mehterdiler,

Sancaktılar, tuğdular…”[42]

dizelerini kaleme almış ve Alperenleri ne kadar da latîf, ne kadar da mânâlı ve ne kadar da zarif bir biçimde târif etmiştir.

 Cenâb-ı Allah Alperenlerin; “Çoraklarda gül açtıran”[43] kılıçlarını keskin, yüreklerini kavî, bileklerini güçlü, kalemlerini müessir, tâlihlerini yâr, yollarını açık, işlerini âsân, fiillerini muktedir ve dualarını müstecâb eylesin… Âmin…

Yüce Rabbim, şehit kanlarıyla sulanmış bu aziz vatanın; minârelerini Ezansız, semâlarını Hilâlsiz, şafaklarını Al Sancaksız ve ocaklarını; ülkücüsü alperen, alpereni ülkücü olan gençlerden ve ak saçlı delikanlılardan yoksun bırakmasın… Âmin…

*

                                                                        Dr. Mehmet GÜNEŞ

*

[1] Enbiyâ, 21/107

[2] Hûd, 11/112; Şûrâ, 42/15

[3] Alparslan Türkeş

[4] Kaf, 50/37

[5] Ahmet Cevdet Paşa

[6] Ahmet Hamdi Tanpınar

[7] Necip Fâzıl Kısakürek, Hücum ve Polemik, Fikir Öfkesi, 44

[8] Hucurât, 49/10

[9] Hanbel, Müsned, IV, 107;Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VI, 244

[10] İbrahim Canân, Kütüb-i Sitte, II, 304, V 539, VI, 173

[11] Hakkı Öznur, Ülkücü Hareket, VI, 613; 3 Mayıs 1977’de Necip  Fâzıl’ın ve Türkeş’in yayınladıkları târihî “Beyannâme”

[12] Alparslan Türkeş

[13] Necip Fâzıl Kısakürek, Esselâm, Vasiyet, 138-141

[14] Ali Akbaş, Erenler Divanında, Erenler Divanında, 12

[15] Yunus Emre

[16] Osmanlı padişahlarının tahtında yazılı olan ibâre; Bütün mazlumların  velisi”

[17] Muhsin Yazıcıoğlu

[18] Marquis de Condorcet

[19] Muhsin Yazıcıoğlu

[20] Mâide, 5/54

[21] İbn-i Kayyım, el-Cevâbu’l-Vafî,136

[22] Âl-i İmrân, 3/173

[23] Mâlik, Muvattâ, II, Hüsnü’l-hulk, 904

[24] Tirmîzî, Birr, 36

[25] Hacı Bektaş-i Velî

[26] Alparslan Türkeş

[27] Aziz Mahmud Hüdâî; “Bâki olan Allah’tır, O her şeye yeter; gerisi boş hevestir.”

[28] Bakara, 2 /28; “Ölümden sonra diriltilme”

[29] İbn-i Ebi Şeybe, Kitabu’l-Musannef, VII, 96

[30] Âl-i İmrân, 3/104 ,*“İyiliği emredip, kötülükten alıkoyma”

[31] “Kadere îman eden kederden emîn olur.”

[32] Sezai Karakoç, Şiirler – V (Zamana Adanmış Yazılar), Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine, 76

[33] Yunus Emre

[34] Ferîdüddîn Attâr

[35] Muhsin Yazıcıoğlu

[36] Mahmut Çetin; Edille Yayınevi, İstanbul, 1997

[37] Mâide, 5/54

[38] Muhsin Yazıcıoğlu

[39] Muhsin Yazıcıoğlu

[40] Namık Kemâl, Vatan Şarkısı

[41] Osman Yüksel Serdengeçti, Bu Millet Neden Ağlar, Bir Kahraman  Bekliyoruz, 76-77

[42] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu,  Alperenler Destânı, Alperenler  Bir Aşılmaz  Dağdılar,

[43] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu,  Alperenler Destânı, Alperenler  Bir Aşılmaz  Dağdılar,

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde Yayınlanan Haber,Köşe Yazısı,Fotoğraf ve Videoların Telif Hakları AFŞİN MERKEZ YAYIN GURUBU'na aittir.e-mail: afsinmedyacenter@gmail.com