

Nitelikli okullarımızın paylaştığı “Gurur Tabloları”na baktığımızda, en başarılı öğrencilerimizin büyük ölçüde tıp, diş hekimliği, hukuk, mühendislik ve yazılım gibi alanlara yöneldiğini görüyoruz. Eğitim ve ilahiyat fakültelerini tercih eden başarılı öğrenci sayısı ise oldukça sınırlı.
Bence bu tablo üzerinde ciddi biçimde düşünmeliyiz.
Çünkü bir ülkenin geleceğini, sadece o ülkenin doktorları, mühendisleri ve hukukçuları değil; onları yetiştiren öğretmenleri ve toplumun değer dünyasına rehberlik eden ilahiyatçıları da belirler.
Peki başarılı öğrenciler neden bu alanları daha az tercih ediyor?
Çünkü gençler meslek seçerken yalnızca ilgi ve yeteneklerine değil; mesleğin toplumdaki itibarına, ekonomik karşılığına, çalışma şartlarına ve gelecek beklentisine de bakıyor. Öğretmenlik ve ilahiyatın bu alanlarda yeterince cazip görülmemesi, başarılı öğrencilerin başka mesleklere yönelmesine yol açıyor.
Bu noktada kendimize şu soruyu sormalıyız:
En iyi öğrencilerimizi neden insan yetiştiren mesleklere kazandıramıyoruz?
Bir ürünü değerli kılan unsurlardan biri hammaddesinin kalitesidir. Kaliteli hammadde, iyi işçilikle buluştuğunda kaliteli ürün ortaya çıkar.
İnsan yetiştirmek de böyledir.
En nitelikli öğrencilerimizin bir kısmını eğitim ve ilahiyat fakültelerine kazandıramazsak, 5-10 yıl sonra bugünün öğretmenlerini ve ilahiyatçılarını aratacak bir tabloyla karşılaşabiliriz.
Bugün öğretmenlerden şikâyet ediyoruz. Peki yarın, akademik olarak daha zayıf öğrenciler arasından yetiştirdiğimiz öğretmenlerle karşılaştığımızda ne yapacağız?
Bugün şikâyet ettiğimiz öğretmenleri yarın mumla arayabiliriz.
Bu sadece bir eğitim problemi değil, ülkenin geleceğiyle ilgili stratejik bir meseledir.
Çünkü öğretmen çocuklarımızın zihnini, ilahiyatçı ise gönül ve değer dünyasını şekillendiriyor.
Geleceğin güçlü olması için bu iki alana da güçlü insanlar kazandırmak zorundayız.
Artık bu meseleyi görmezden gelmemeli, kendimize dert edinmeli ve öğretmenliği ve ilahiyatı başarılı, zeki ve ideal sahibi gençlerin tercih edeceği itibarlı meslekler hâline getirmek için çözüm üretmeliyiz.
*
Ramazan Tahiroğlu


