


Çocukken bir tarla faresini öldürmüştüm.
Neden yaptığımı bugün hatırlamıyorum. Belki çocukça bir merak, belki korku, belki de bir canlının hayatını kendi hayatımız kadar değerli görmemenin o yaşa özgü düşüncesizliği…
Az ileride otların arasında yuvası olduğunu gördüm. Yavrularının gözleri daha açılmamıştı. Birbirlerine sokulmuş, annelerinin dönüşünü bekler gibiydiler.
O an içimde bir şey kırıldı.
Çünkü artık öldürdüğüm şey, tarlada koşuşturan küçük bir hayvan değildi. Geride bıraktığı yavruları olan bir anneydi.
Yuvanın başından uzun süre ayrılamadım.
Annesinin gelmeyeceğini biliyordum.
Çünkü gelmesine ben engel olmuştum.
Çocuk aklımla yaptığım küçücük bir hareket, o gün bana hayatım boyunca unutamayacağım bir şey öğretti: Her canlının ardında, bizim göremediğimiz bir hayat vardır.
Belki olay küçüktü.
Ama bazı derslerin büyüklüğü yaşanan olayla ölçülmüyor.
İnsan bazen bir kitapta okuyarak değil, bir canlının sessiz acısına bakarak öğreniyor.
O günden sonra hayvanlara karşı davranışım değişti. Elimdeki taşı atmadan önce düşündüm. Bir kuşu ürkütmemek için yolumu değiştirdim.
Ayağımın altında bir karınca varsa bastığım yere yeniden baktım.
Bunlar büyük işler değildi.
Fakat merhamet zaten çoğu zaman büyük işlerle başlamıyor.
Bir adım geri çekilmekle başlıyor.
Elindeki gücü kullanabilecekken kullanmamakla…
Kendini haklı bulduğun hâlde karşındakini incitmemekle…
Sana cevap veremeyecek bir canlıya bile kötülük etmemekle…
İnsan, güçsüz olana nasıl davrandığıyla biraz da kendisini ele veriyor.
Çünkü merhamet yalnızca hayvanlara, yalnızca çocuklara, yalnızca yardıma muhtaç insanlara gösterilen bir duygu değildir. Merhamet, insanın bütün davranışlarına sızan bir hâl olsa gerek.
Merhametli insan öfkelendiğinde sesini biraz alçaltır.
Elinin gücünü zulme dönüştürmez.
Dilinin gücünü hakaret için kullanmaz.
Bir başkasının kusurunu bulduğunda onu insanların önünde küçük düşürmez.
Haklı olsa bile kırıp dökmekten çekinir.
Çünkü bilir ki insanın kalbi de bir yuvadır.
Oraya bir taş attığınızda, belki taşı attığınız kişiden çok daha uzun süre yaşayacak bir yara bırakırsınız.
Bugün kendimize sık sık soruyoruz: İnancımız hayatımızda ne kadar yer tutuyor?
Belki soruyu biraz daha sade sormak gerekiyor:
İnandığımız şey, davranışımıza ne kadar dönüşüyor?
Merhametimizde mi?
Komşumuza bakışımızda mı?
Çalışırken hakkaniyetimizde mi?
Bize karşı güçsüz olanlara davranışımızda mı?
Bir hayvana karşı elimizi geri çekebilmemizde mi?
Çünkü insanın inancı yalnızca söylediklerinde değil, kimsenin görmediği yerde yaptıklarında da kendini gösterir.
Yıllar önce bir tarla faresinin yuvasının başında öğrendiğim şey buydu.
O gün küçücük bir canlının ölümüne bakarken aslında kendi içime bakmışım.
Aradan yıllar geçti.
Fareyi hatırlamıyorum belki.
Ama yavrularını hâlâ hatırlıyorum.
Ve bazen düşünüyorum:
İnsanın hayatını değiştiren dersler, her zaman büyük olayların içinden çıkmıyor.
Bazen toprağın altında küçücük bir yuva…
Bazen savunmasız bir canlı…
Bazen de çocuk yaşta yapılan bir yanlış, insanın ömrü boyunca taşıyacağı sessiz bir öğretmene dönüşüyor.
Belki merhamet dediğimiz şey de budur:
Başkasının canını, kendi canın kadar değerli görebilmeyi öğrenmek.
İnsan bunu öğrendiğinde yalnız hayvanlara değil, insanlara da başka türlü bakmaya başlıyor.
Ve belki o zaman, inanç söz olmaktan çıkıp hayata karışıyor.
*
MEHMET GÖREN


