reklam reklam reklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklam reklam
reklam reklam reklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklam reklam

Müslüman’ın Önünde Duvar Ören Zihniyet!

Yayınlanma Tarihi : Google News
Müslüman’ın Önünde Duvar Ören Zihniyet!

​Bir Müslüman ülke düşünün…!

​Göğe yükselen minarelerinden beş vakit ezan okunuyor, Ramazan geldiğinde sokaklarını tatlı bir sükûnet kaplıyor, Kurban’da bayram coşkusu evlerden taşıyor. Halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan bu topraklarda hayat, görünürde kendi doğal ritminde akıyor. Fakat ne zaman ki mesele başörtüsüne, dinî eğitime, ibadetin kamusal alandaki varlığına ya da dindar bir insanın özgürce kimliğiyle var olmasına gelse, sistemin o soğuk ve sert eli birden beliriveriyor.

​İşte tam bu noktada zihnimizi kurcalayan en yakıcı soru su yüzüne çıkıyor: Bir toplumda devlet mekanizması vatandaşının inancından neden korkar?

​Bu korkunun kökleri ne yazık ki dün peydahlanmadı, tek bir coğrafyayla da sınırlı kalmadı. İslam dünyasının yakın tarihi, “modernleşme” ya da “devlet aklı” adı altında kendi halkının vicdanıyla kavga eden rejimlerin acı hatıralarıyla dolu.

​Hatırlayın; Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan ağır bir silindir altında ezildi. Din; askerî ve bürokratik baskıyla kamusal alandan kazınmaya çalışıldı. Camilerin kapısına kilit vuruldu, başörtüsü görünmez kılındı ve inanç, evlerin karanlık odalarına hapsedilmek istendi. Sovyetler çöktü, Azerbaycan bağımsızlığına kavuştu. Peki, o rejimden beslenen reflex tamamen değişti mi?

Ne yazık ki hayır. 2010’lu yıllardan sonra geride kaldığını düşündüğümüz başörtüsü kısıtlamalarının yakın zamanda okullarda öğrencilerin kapıdan çevrilmesiyle gündeme gelmesi, o eski hafızayı hiç gitmemişçesine yeniden canlandırdı.

Azerbaycan’da devlet okullarında kılık-kıyafet kurallarına “genel eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan unsurları yasaklama” gerekçesiyle getirilen yeni düzenlemeler sonrasında, başörtülü öğrenciler okula alınmadı. İslam’ın emri olan başörtüsü takan öğretmenlerde ihraç!

Devlet televizyonu “Başını aç yoksa okula gelme!” diye öğretmenlere duyuruda bulunabiliyor.

Yine devlet televizyonu başörtüsü tartışmasını “Arap-Fars değerleri” ve dış müdahale iddialarıyla ilişkilendirebiliyor.

İslam’a saldırmanın başka bir yolu bu!

Azerbaycan Milli Eğitim Bakanı Emin Emrullayev: “İsrail’in tecrübesi, Azerbaycan’daki eğitim sisteminin iyileştirilmesine yardımcı olacak.” ne demek?

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlhan Aliyev’de yasaktan yana.

Sevgili peygamber efendimiz: Hz. Muhammed (s.a.v.), Veda Hutbesi’nde “Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada (Allah’a karşı sorumluluk bilincinde)’dir” diyerek ırkçılığı ve dini bir millete indirgemeyi kesin olarak reddetmiştir.

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, mesajlarını sadece Araplara değil, “Ey İnsanlar!” (Ya eyyuhen-nas) diyerek tüm insanlığa yöneltir. Ayrıca Sebe Suresi 28. ayette Hz. Muhammed’in bütün insanlığa bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderildiği açıkça belirtilir.

Bu yüzden, İslam’ı yalnızca bir milletin malı gibi görmek, onun tüm insanlığı kapsayan evrensel yapısını yok saymaktır.

Başörtüsünü yasaklıyorsanız, o zaman cenazelerinizi de camiye getirmeyin, çünkü bu da laikliğe aykırı. Yaşamınız laikliğe göre yürürken, ölümde camiye sığınmanız tam bir tutarsızlık!

Kerbelayi Hatice, başörtülü olduğu gerekçesiyle okul kapısından geri çevrilmiştir. Küçük kızın, şehit babasının fotoğrafları önünde “Hicab benim gururumdur, eğitimime asla mani değil.” diyerek duruma tepki gösterdiği video geniş kitlelere ulaşmıştır.

Karabağ Savaşı’nda vatan uğruna bir kolunu kaybeden Azerbaycanlı bir gazi, kızının başörtüsü nedeniyle okula sokulmadığını ve ağlayarak eve döndüğünü belirterek Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Eğitim Bakanlığı’na video çekerek isyan etmiştir.

Peki, vatanı uğruna savaşan kahraman askerlerin asıl gayesi nedir? Milli ve manevi değerleri korumak için mücadele etmediler mi? Rusların zulmü ile Azerbaycan yönetiminin uyguladığı baskılar ve dini yasaklar arasında ne fark var?

Niçin savaşların ardından halkın dini değerleri yasaklanıyor? Kim kiminle, ne için savaşıyor? Kendi halkının kutsallarına savaş açanların, İslam dünyasının değerlerini hedef almasının sebebi nedir?​

Başörtüsünü yasaklamanın ahlaki bir çöküntü getireceğini bildikleri için, bu yöntemle inançlı Müslüman toplumlara sinsice bir kültür emperyalizmi dayatılmaktadır.

Bugün kendi değerlerinden uzaklaşmış bir gençliğin ortaya çıkması, adeta Haçlı zihniyetinin istediği gibi yaşayıp giyinen bir nesil arzulayanların hedefiyle örtüşmektedir.

Müslüman kadına yönelik bu tavırlar; gelecek nesillerin İslam’dan uzak yetiştirilmesi ve İslami yaşantının yok edilmesi amacıyla yapılmaktadır. Çünkü kadın anadır; çocuğu yetiştirecek olan odur. Vatan, bayrak ve din sevgisini aşılayacak olan da anadır. Kadın bitti mi toplum biter. Bunu çok iyi bildikleri için Müslüman kadını hedef alıyorlar. Ne yazık ki şu an İslam beldelerinde sokaklar adeta çıplaklar kampına dönmüş; içki, kumar ve uyuşturucu kullanımı had safhaya ulaşmıştır.

Orta Doğu’dan Kuzey Afrika’ya uzanan hatta da benzer bir tabloyu görüyoruz. Mısır’dan Ürdün’e, Lübnan’dan Körfez ülkelerine kadar pek çok yönetim, küresel güçlerin gölgesinde veya kendi iktidar kaygılarıyla kendi halkının dinî değerlerine mesafeli durmakta, dindar kitlelerin sivil ve siyasi haklarını kısıtlama yoluna gitmektedir.

​Aynı kabus bu topraklarda da yaşandı: 28 Şubat…

​Bu iki kelime dahi bir neslin hafızasında kanayan bir yaradır. Üniversite kapılarında soğukta titreyerek bekleyen genç kızlar, ikna odaları, hayalleri yarım bırakılan öğretmenler, kamudan tasfiye edilen çalışanlar… Bir genç kadının önüne “Okumak istiyorsan inancından vazgeçeceksin.” şartını koymak, sadece bir kıyafet müdahalesi değil, insani varoluşa indirilmiş ağır bir darbeydi.

​O dönemin karar vericileri ve üst düzey bürokratik aktörleri, ilerleyen yıllarda CHP çatısı altında siyaset yaptılar genelde. Kamusal alanda ezana ve başörtüsüne mesafeli duran, dindar kimliği tehdit olarak gören yaklaşım genel olarak sol ve katı seküler anlayışla özdeşleşti.

CHP zihniyeti yıllardan beri başörtüsüne düşmanlık besleyip, yasaklamıştır. Şu an daha fazlasını yapar eğer eline fırsat geçirirse.

​ ​İtirazımız;

​Sağdan gelirse de geçerlidir, soldan gelirse de…

​Askerden gelirse de nettir, bürokrasiden gelirse de…

​Çünkü inanç özgürlüğü, konjonktürel siyasetin malzemesi yapılamayacak kadar kutsaldır.

​Devletin görevi vatandaşının inancını tasnif etmek, ona ideal bir dindarlık biçmek ya da inancından korkmak değildir. Devletin asıl varlık sebebi, vatandaşının temel hak ve hürriyetlerini korumaktır. Başını örten bir kadından sistem neden rahatsız olur? İnancını hayatının merkezine koyan bir gençten yönetimler neden tehdit algılar?

​Bu noktada bizlere de büyük bir özeleştiri düşüyor: Adaleti ve özgürlüğü sadece kendi hakkımız çiğnendiğinde hatırlayamayız.

Zulüm kimden gelirse gelsin karşısında durmalı; tarihimizde hiçbir topluluğun inancının yasaklanmadığını unutmamalıyız. Ayrıca dinimiz İslam buna asla müsaade etmez.

​​Yöneticiler vatandaşının inancını sevmek ya da onaylamak zorunda değildir. Ama onun hakkına saygı duymak ve o hakkı korumak zorundadır. Hiçbir modernlik iddiası, hiçbir devlet ideolojisi insanın vicdanına ipotek koyma hakkını kendinde göremez.

​Sovyetlerin hatası buydu; 28 Şubat’ın körlüğü buydu. Bugün dünyanın neresinde olursa olsun, hangi bayrağın altında yaşanırsa yaşansın, insanın inancıyla yaşaması önüne örülen her duvar ilkeli bir duruşla aşılmalıdır.

​Tüm yöneticilere düşen tarihi sorumluluk nettir: Halkınızın inancından, başındaki örtüsünden, gittiği camiden ve okunan ezanından korkmayın.

​Çünkü kendi halkının değerleriyle ve vicdanıyla savaşan hiçbir iktidar, tarihin önünde uzun vadede haklı çıkmamıştır ve çıkamayacaktır.

Son olarak şunu belirtmek isterim.

Hiçbir bahane ile İslam’ın emirleri yasaklanamaz. Bunu yapan hangi dinden olduğunu da açıklamak zorundadır.

*

MEHMET GÖREN

reklam

YORUM YAP