

Bugün sınıf tekrarı yapan bir öğrencimizin velisini okula davet ettik.
Amacımız ne geçmişi yargılamak ne de çocuğu ve velisini suçlamaktı. Derdimiz sadece öğrencimizin geleceğini kurtarmaktı.
“Dün ne oldu, bugün neredeyiz, yarın ne yapabiliriz?” diye birlikte düşünelim istedik. Öğretmenlerimizle öğrencimizin durumunu değerlendirdik. Yılın daha başında olmamıza rağmen önceki yıldan çok farklı bir tablo olmadığını gördük. Vakit kaybetmeden tedbir almamız, ortak bir yol haritası belirlememiz gerektiğini söyledik.
Tam bu sırada veli:
“İyi de sistemin hiç mi suçu yok? Bakan Bey geldikten sonra okullarda olaylar eksik olmaz oldu.” diyerek söze girdi.
Doğrusu hazırlıksız yakalandık.
Çünkü biz sistemi konuşmak için değil, çocuğu konuşmak için davet etmiştik.
Elbette sistemin sorunları var.
Elbette eğitim politikalarının, müfredatın, sınav sisteminin, okul ortamlarının ve daha birçok meselenin konuşulması gerekiyor.
Bunları konuşmaktan da çekinmeyiz.
Fakat her meselenin bir zamanı ve zemini vardır.
Bugün karşımızda geleceği söz konusu olan bir çocuk varken, bizim önceliğimiz sistem tartışması değil, o çocuğun geleceğidir.
Çünkü eğitimcinin görevi sadece not vermek değildir.
Bazen bir öğrencinin elinden tutmak, bazen ailesini uyarmak, bazen öğretmenleriyle birlikte yeni bir yol aramak, bazen de “Bu çocuk böyle gitmemeli.” diyerek herkesten önce harekete geçmektir.
Fakat ne yazık ki işimiz yalnızca öğrencilerle uğraşmak kadar basit değil.
Öğrencinin problemiyle ilgilenirken velinin beklentisiyle, toplumun bakışıyla, sistemin eksikleriyle, bürokrasinin yüküyle ve zaman zaman da eğitim meselesini eğitim dışındaki tartışmalara taşıyan anlayışlarla uğraşmak zorunda kalıyoruz.
İşimiz gerçekten zor.
Ama bütün bunlara rağmen şunu unutmamalıyız:
Bir öğrencinin bir yılı gidiyor.
Bir öğrencinin özgüveni kırılıyor.
Bir öğrencinin ailesi endişe ediyor.
Bir öğretmen o öğrencinin yeniden ayağa kalkması için çaba gösteriyor.
Bir okul yöneticisi bütün tarafları aynı masada buluşturmaya çalışıyor.
Böyle bir tabloda birbirimize suçlu aramak yerine, birbirimize destek olmamız gerekmez mi?
Sistem elbette konuşulsun.
Bakanlık elbette eleştirilsin.
Yanlışlar elbette söylensin.
Ama bunları yaparken çocuğu gözden kaçırmayalım.
Çünkü bizim bugün değiştirme gücümüzün olmadığı şeyleri tartışarak saatler geçirebiliriz.
Ya da bugün elimizde olan imkânlarla bir çocuğun hayatında küçük de olsa bir değişiklik yapabiliriz.
Bizim tercihimiz ikincisi.
Çünkü eğitimcinin derdi tartışmayı kazanmak değil;
öğrenciyi kazanmaktır.
*
Ramazan Tahiroğlu


