reklam reklam reklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklam reklam
reklam reklam reklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklam reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

YER YÜZÜNÜN İLK MABEDİ: KÂBE

Yayınlanma Tarihi : Google News
YER YÜZÜNÜN İLK MABEDİ: KÂBE
 
     ” İbrahim, İsmail’le birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltirken şöyle yalvardılar: ” Rabbimiz! Kabul buyur bizden! Yalnız sensin tüm duaları işiten; ve gönüllerdekini bilen de yalnız sen!” ( Bakara sûresi, âyet 127)
     Malum olduğu üzere, Kâbe; beşeriyet tarihinin merkezî noktalarından biri, Rasulullah (sav)’in ifadesiyle İslam’ın beş şartından biri olan haccın ( Müslim, İmân, 21) yerine getirildiği kutsal mekândır.
     Yüce Allah’ın nişanelerinin bulunduğu ”  Hiç kuşkusuz Safa ile Merve Allah’ın sembollerindendir. Kim hac ya da umre amacıyla Kâbe’yi ziyaret ederse, o ikisi arasında sa’y etmesinde herhangi bir mahzur yoktur. Eğer biri kalkar da emredilenin ötesinde hayır işlerse, iyi bilsin ki Allah yaptığının karşılığını bol bol verendir, ( insan için iyi olanı) tarifsiz bir biçimde bilendir.” ( Bakara sûresi, âyet 158)
     Ayeti kerimenin yorumu şöyledir:
     ” ” Allah’ın sembolleri” : Burada ” sembol” anlamı verdiğimiz şe’âir, aslen kurbanlık hayvanların boyunlarına demirle vurulan işarete denilir. Din de, dil gibi ” sembolik” değil ama bir semboller sistemidir 
 
     Semboller birer atıftırlar. Her sembolün mutlaka sembolize ettiği bir hakikat vardır. Sembol zarf, yani mektuptur. Zarf önemini içinde taşıdığı mazruftan alır. Mektubu olmayan bir zarf, ruhu olmayan bir ceset gibidir. Semboller de öyle. Sembollerin sembolize ettiği hakikatler, cesede nazaran ruh mesabesindedirler. 
 
     Hac ibadeti de baştan sona sembollerle dolu bir ibadettir. Bu sembollerden biri de sa’y adı verilen Safa ile Merve tepecikleri arasını yedi kez kat ediştir. 
 
      Hacc kelime olarak ” müracaat merkezi, herkesin baş vurduğu odak, tekrar tekrar kendisine gelinen şey” demektir. ” Delil, belge, referans ve kaynak” anlamına gelen huccet de aynı kökten gelir. Haccın belirli zaman ve mekânı, umrenin ise belirli zaman ve mekânı vardır. 
 
      Sa’y bu âyet delil gösterilerek İslâm fıkıh ekollerinin çoğunluğunca haccın farzları arasında sayılmıştır. Bazı fakihler ayetteki ” o ikisi arasında sa’y etmesinde bir mahzur yoktur. ” İbaresinden yola çıkarak sa’yi haccın farzlarından biri olarak görmemişler, hatta nafile olduğu sonucuna varanlar dâhi olmuştur.
 
     Ne ki âyetteki ” mahzur yoktur” ( La cunaha aleyküm) ifadesinin, cahiliyye döneminde Safa ile Merve’ye put yerleştirildiği için sa’yetmek konusunda ihtiyatlı davranan kimi mü’minlerin gönlünden bu yersiz duyguyu silmek maksadını taşıdığı açıktır. Hz. Aişe’nini açıklaması da bu yöndedir.” ( Kur’an-Meal-Tefsir)
      Mü’minlerin namazlarını eda ederken yüzlerini döndükleri yöndür, Kâbe’nin yeri ve değeri, kendisine verilen isimlere yansımıştır.Bu isimlerden birisi de ve en önemlisi ” BEYTULLAH” yani ” ALLAH’IN EVİ” dir. Yoluna gücü yetenlerin bu Beyt’i haccetmelerinin Allah’ın hakkı olduğu” ( Âl-i İmrân 97)  aziz Kur’an’da bildirilmiş ve emredilmiştir.
       Aziz Peygamber (sav) tavaf yaparken ” ( Ey Kâbe)! Sen ne güzelsin ve kokunda ne güzel! Sen ne yücesin ve saygınlığın da ne yüce!” ( İbn Mâce , Fiten, 2) diyerek Kâbe’nin değerini belirtmiştir.
     Diğer taraftan, Kâbe’ye Beytullah ( Allah’ın evi) denilmesi; Allah’a ibadet etmek için yeryüzünde yapılan ilk mabet olması, putçuların ve putperestliğin yıkılıp tevhidin yerleşmesi için gönderilmiş Hanif dininin ( yani İslam’ın) sembolü ve bütün Müslümanların namazlarında yöneldikleri yer olması gibi sebeplere dayanmaktadır.
     Netice olarak,
      Kâbe’yi ziyaret etmek, her Müslümanın gönlünde yatan bir sevgidir, bir sevdadır ve aşktır. Bilhassa ülkemiz insanları arasında bir anket,  bir analiz yapacak olsak, en büyük arzu ve iştiyakın Kâbe’yi görmek, tavaf etmek, Kâbe’nin kokusunu duymak ve almak olacaktır!.. Rabbimiz!. Her Müslümana kâbe’yi görmeyi, ziyaret etmeyi lütfetsin!.. Amin!..
      Tabii ki, Kabe’deki izdiham, nüfus kesafeti sebebiyle üllkeler arasında bir kısıtlama söz konusudur.  Tabii ki, her hangi bir kısıtlama mevzu bahis olmasa, bütün insanlık, bütün Müslümanlar oraya yönelecek, tabii ki, ondan sonra da izdiham, ezilme, ölümler önlenemeyecek derecede başını alıp gidecektir.
     Günümüz dünyasında bile kota uygulandığı halde izdiham önlenememekte ve baş edilememektedir. Hele yaz ayları, aşırı sıcak, yoğunluk, bilgisizlik, haccın farzını,.vacibini ve sünnetini bilmemek insanları bir hayli yormaktadır.
      Rabbimiz!.. Hacı olmayı, haccetmeyi her Müslümana lütfeylesin!.. Selam ve dua ile.
     Şerafettin Özdemir
reklam

YORUM YAP