reklam reklam reklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklam reklam
reklam reklam reklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklam reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Arif Nihat Asya

Yayınlanma Tarihi : Google News
Arif Nihat Asya

Çok Kıymetli Gönül Dostları;

Bugün, 5 Ocak 1975 günü Ankara’da Hakk’a yürüyen Bayrak Şâirimiz Ârif Nihat ASYA’nın vefâtının 51. sene-i devriyesi…

Ömrünü Türk’ün İslâm ülküsüne, aziz milletimize ve edebiyata hasreden Mevlevî Şeyhi Ârif Nihat ASYA’yı Âlem-i Cemâl’e vuslatının elli birinci yılında bir kere daha rahmet, minnet, hasret ve hürmetle yâd ediyoruz.

Rûhu şâd, menzîli mübârek, sırrı azîz, mekânı Cennet, makâmı âlî, kabri Cennet bahçelerinden bir bahçe olsun.

Merhum Ârif Nihat Hocamızın rûhu için el-Fâtiha…

Bilvesîle Merhum Ârif Nihat Asya’yı;
Varlık Sebebimiz, İki Cihan Serverimiz, Sevgili Peygamberimiz Aleyhisselâtü Vesselâm
Efendimiz için;
hudutsuz bir muhabbet,
kelimelere sığmayan bir aşk
ve sehl-i mümtenînin en güzel örneklerini dizelere döktüğü, 200 muhteşem mısrâ ile kaleme aldığı “Naat”‘ını gönüllerimize “Gül” kokularının dolması ve bir kere daha tefekküre vesîle olması için teberrüken paylaşmak istiyorum:

İşte, merhum Ârif Nihat Hoca’nın;
Gül Mushaflı Sevdâmızın Sembolü, Kâinâtın Solmayan Gülü, Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Rasuller Rasûlü’ne (s.a.v.) yazdığı
ve O’nun insanlığa tebliğ ettiği İlâhî Çâğrı’ya duyduğu özlemi ve muhabbeti; O’na duyulan
hasreti;
Türkçesi bülbül kokan mısrâlarla
ve Türk rûhu’nun nâzenin güzellikleriyle terennüm ettiği, Seccâden kumlardı… diye başlayan ve serbest şiirin şâheserlerinden birisi -fakire göre birincisi- olan bu muhteşem Naat’ı:

NAAT

“Seccaden kumlardı…

Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı.

Mescit mü’min, minber mü’min…
Taşardı kubbelerden Tekbîr,
Dolardı kubbelere Âmin!..

Ve mübârek geceler, duâlarımız,
Geri gelmeyen duâlardı…
Geceler, ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı!

Kapına gelenler yâ MUHAMMED,
-Uzaktan, yakından-
Mü’min döndüler kapından!

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada azîz ümmet,
MUHAMMED ümmetiydi.

Konsun yine pervazlara
Güvercinler;
“Hû Hû’lara karışsın
Âminler..
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler!

Şimdi SENİ ananlar, Anıyor ağlar gibi…
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi..
Nerde kaldın ey RESÛL,
Nerde kaldın ey NEBÎ?

Günler, ne günlerdi, yâ MUHAMMED;
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı…
Ve bir gün ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi,
Âmine’nin emâneti ağlardı!

Hadîce’nin goncası,
Âişe’nin gülüydün.
Ümmetin gözbebeği,
Göklerin RESÛLÜYDÜN…
Elçi geldin, elçiler gönderdin…
Rûhunu ALLAH’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medîne’ye göçerdin

Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ MUHAMMED?
Yeryüzünde, riyâ, inkâr, hıyânet
Altın devrini yaşıyor…
Diller, sayfalar, satırlar
‘Ebû Leheb öldü’ diyorlar:
Ebû Leheb ölmedi, yâ MUHAMMED;
Ebû Cehil, kıt’alar dolaşıyor!..

Neler duydu şu dünyada
Mevlîd’ine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey NEBÎ,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!..
Kâ’be’ne siyahlar
Yakışmamıştı, yâ MUHAMMED,
Bugünkü kadar!

Haset gururla savaşta;
Gurur, Kaf Dağı’nda derebeyi…
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği…
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi!

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına.
İyilikler getir,
Güzellikler getir
Âdem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi, Tâif’tir, kimi Hayber’dir…
Fethedemedik yâ MUHAMMED,
Senelerdir!

Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi…
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi…
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yabanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar…
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar…
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!

Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı…
Yere dökülmeyecekti, ey NEBÎ,
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun yine pervazlara
Güvercinler;
“Hû Hû”lara karışsın
Âminler.
Mübârek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler!

Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar taşlar,
Kâfile kâfile, kervan kervan
Şimâle giden yoldaşlar?

Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.

Şu Tekbîr getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir…
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi…
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!

Şu kuytu, cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva -ki bilinmez,
Kuşları hüdhüd müdür,
Güvercin mi, kumru mu?-
Kuşlarını bir sabah,
Medîne’ye uçurdu mu?

Ey Abvâ’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hâtıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!

Dinleyene, hâlâ,
Çöller ses verir:
‘Yâleyl!’ susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kasîde söyler Bedir.
Sen de, bir hac günü,
Başta MUHAMMED, yanında Ebûbekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!

Ebûbekir’de nur, Osman’da nurlar…
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali’nin önünde kapılar açılır,
Ali’nin önünde eğilir surlar.
Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar…

Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
Yerde kalmazdı ruh… Kanatlıydı.

Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
“Hû Hû”lara karışsın
Âminler.
Mübârek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler!

Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Yâ MUHAMMED, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Âdem oğullarına!

Yüreklerden taşsın
Yine, îmanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîrini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân’ı göznûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar!

Naatını Gâlip yazsın,
Mevlîd’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!

Gel, Ey MUHAMMED, bahardır.
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır! ..
Hacdan döner gibi gel;
Mi’rac’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanad, rüzgar kanad;
Hızır kanad, Cibrîl kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad…
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezanlarını Dâvûd okusun!

Konsun yine pervazlara
Güvercinler;
“Hû Hû”lara karışsın
Âminler..
Mübârek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler!

*

Ârif Nihat ASYA

reklam

YORUM YAP