fake rolex watches many types of types to satisfy the demands of unique individuality.



















AFŞİN HABER MERKEZİ











Gidene mi zor, kalana mı? (Sebahattin Atalay’ın ardından)

Gidene mi zor, kalana mı? (Sebahattin Atalay’ın ardından)

703 views
02 Kasım 2021 - 10:04

Ölümün Sessizliğine Düşerken Bir Dava Adamını Anlamak: Sebahattin Ağabeyin (Atalay) Aziz Hatırasına Hürmetle…

Ölüm, dünya üzerinde yaşayan her insanın üzerinde uzlaşabileceği en büyük hakikattir. Aslında giden heybesinde taşıdıklarıyla Rabbine kavuşurken kalan nasıl bir ızdırap içinde yaşar, bilemez.

Senin gibi heybesi dolu, güzel bir insan umulur ki en büyük mükafatlara mazhar olacak ama ya bize bıraktığın hüzün! Hiç düşündün mü Sebahattin abim?…

Hatırlıyor musun nasıl tanıştığımızı? 1991 yılıydı…. Dava samimiyetinin en büyük makamlara, iltifatlara galebe çaldığı zamanlardı… Ne güzel zamanlardı ! Refah  Partisi ilçe kongresi hazırlıkları başlamıştı. Yönetim kurulu için isimler arasında tanımadığım biri vardı. Sebahattin Atalay… Kim diye sorduğumda bizim merhum Atilla “dayım” demişti. Akşamında tanışmak için toplanmıştık. 20 kişi geldi ben Sebahattin abiyi yani seni merak ediyordum. Uzun boylu, iyi giyimli, güler yüzlü sanki karşımda çoktandır tanıdığım biri duruyordu. Sırasıyla herkes kendini tanıtıyor sıra sana gelince TEK’te çalışıyorum Eshabı Kehf’tenim dedin ve bizim dostluğumuz böylece başlamış oldu. Yani tam 30 yıl önce…

Kongrede birlikte yönetime girdik önümüzde zor bir seçim olan 94 mahalli idareler seçimlerini geçirdik. Olağanüstü parti kongresini birlikte yaptık ve artık partide üç isim birlikte anılmaya başlanmıştı: Sait, Samet ve Sebahattin… Hatırlıyor musun Sebahattin abi? her türlü zorlukları birlikte göğüslüyor, her türlü mutluluğu birlikte yaşıyorduk. Refah iktidarında verilen hizmetin adresi adeta biz olmuştuk.

28 Şubatın o ağır saldırısından biz de nasibimizi almış, her gün ayrı bir sıkıntıyla uğraşmaya başlamıştık. Ve sonunda partimiz kapatıldı, derin bir hayal kırıklığı ve üzüntü hakimdi. Biz yeni kurulacak Fazilet Partisinde görev almadan siyasete dışarıdan devam edelim diye düşünürken olaylar ve konjonktür bizi partiyi kurmak ve İlçe başkanlığını da Sebahattin abi üstlenmek zorunda kalmıştı. 28 Şubatın o ağır sıkıntılı günleri, soruşturmalar, evlerimizin basılması vs tüm meşakkatlere rağmen biz, yeniden partiyi inşa etmek, gece gündüz çalışmak zorunda kalmıştık.

Bu arada 99 seçimleri gelmiş adaylar gösterilmiş Sebahattin abinin israrı neticesinde İl Genel Meclisi Üyesi adayı olmuştum; O, ilçe başkanı ben il genel meclisi üyesi olarak bir başka mücadele alanı içine girmek zorunda kalmıştık. Öyle bir çalışıyorduk ki bir yandan K. Maraş İl Belediye Başkanı Hanefi Mahçiçek’ten Afşin’de kazandığımız belediyelerin yollarını asfalt yapmasını sağlıyor, bir yandan da il genel meclisinden köy yollarını ve ihtiyaçlarını karşılatıyorduk. Millî Gençlik Vakfında öğrencilerimizi barındırıp burs veriyorduk. Kimin başı sıkışsa yardımına koşuyor hatta fakire fukaraya paket dağıtıp ihtiyaç sahibi ailelere yardım temin ediyorduk.

Âh Sebahattin abi o yıllar ne güzel yıllardı! Mücadele, emek, samimiyet, dostluk… Senin riyasetinde adeta herkes hayırda yarışıyordu. Zaten kaç kişiydik ki? Ben, sende en çok o samimiyeti sevdim Sebahattin abi… yiğit ama kavgadan uzak mert yorulmak bilmeyen bir insan…

Tam bu sıralar Fazilet Partisi genel kongresi oldu, biz yenilikçi kanatta yer aldık. Sebahattin abi Abdullah Gül’ün listesinden MKYK’ya aday oldu kongre 15 oy fark ile Recai kutan abi tarafından kazanılmasına rağmen biz kaldığımız yerden devam ediyor aynı aşk ve heyecanla koşturuyorduk.

O yıllar kimse böyle şeylere aldırmazdı. Kazanan da kaybeden de aynı samimiyetle davaya kaldığı yerden devam ederdi.

Sebahattin abi davaya küser mi, mümkün mü öyle bir şey?

Sebahattin abi küsmedi ama Fazilet Partisinin bir doğum sancısı çektiği de artık aşikar olmuştu. Bir gün, Recep Tayyip Erdoğan’ı K. Maraş’ta ağırlamak için bir heyetle İstanbul’a gittik. Sözü almıştık; Gedemenli Kuyumculuk açılışı ve Yeşilgöz mesire alanında bir piknik yapacaktık. O günlerde yaşananları yazacak olsam inanın bir kitaplık malzeme çıkar. Büyük bir gayretle kuzey ilçeleri birlikte organize ettik ve Fazilet Partisi de kapatılınca Ak Partinin kuruluşunda görev aldık.

Bu arada Afşin’e dair bize nerede bir görev düşse biz oradaydık. Bir dönem MHP’li, bir dönem DYP’li belediyeye karşı diklenmeden dik durarak davamıza sahip çıkıyor, vatandaşın sesi oluyorduk ve elbette bedelini de ödüyorduk…

Sebahattin abi, gece gündüz demeden yollara düştüğümüz o zamanlarda her yolda seni biraz daha tanıyor, biraz daha seviyordum. Yollar bizi, biz yolları iyi tanır olmuştuk, kar kış kıyamet demeden yollardaydık, hani yolda kalmışlığımız da çoktur..!

Kimin hastası veya cenazesi varsa yanındaydık. Öyle ufak hesaplar için değil ha, sadece Allah rızası için… Zaten sen başka neyi hesap ettin ki Sebahattin abi!

Bizi kıskananlar da yok değildi. İsimlerimizin baş harflerini kodlayarak SSS (Sait Sebahattin Samet) diyorlardı bize. Daraldığım, bunaldığım zamanlarda “Sait dava olmasa vallahi billahi bir gün çekilmez bu meşakkat ama dava kardeşim dava” derdin. Her şeye olumlu tarafından bakmayı, her zorluktan kolaylık çıkarmayı, her müsibetten hayır murat etmeyi iyi bilirdin. Herkese ağabeylik yapar, ilk kendin koşar ve bizi de mecbur ederdin.

Hakkımızda yapılan dedikoduları bile duymazdın duyurmazdın Sebahattin abi!

Olumsuz etkilenmemize müsade etmezdin. Müslüman ayıpları örterdi değil mi, iyiliğimizi istemeyenlerin bile ayıbını örterdin. Senin dava dediğin şey Peygamber ahlakıyla ahlaklanmaktı .

Âh ki sen Reisimizin aradığı ‘Ömerlerdendin’.

Sen öyle bir adamdın ki Sebahattin abi, bazen benim fevrî çıkışlarıma, sert konuşmalarıma rağmen söyleyeceklerimin bitmesini bekler, “sen de çok haklısın ama bir de şöyle düşün” diye başlardın. Sonra bir bakarım bütün öfkem gitmiş kaldığımız yerden devam ediyoruz. Adeta paratoner gibiydin insanın üzerindeki elektriği alıp sessizce toprağa gömerdin. Geriye fırtına sonrası sakinlik kalırdı. Sen ne güzel insandın be abi ya! Şimdi kim benim öfkemi toprağa gömecek, kimin yanına abi diye gidip huzur bulacağım?

Sebahattin abi Ak partide bize yapılanları hiç yazmayayım. Çünkü dava azizim, dava, zarar vermememiz lazım. Sen derdin ya abi! “Sait davaya zarar verecek işlerden uzak duracağız biz davasına sahip çıkanlardan olacağız, biz ahirete talip olanlardan olalım kardeşim,

bırak dünyalık onların olsun…”  insanların davası bambaşka olmuş Sait derdin ya Sebahattin abi, seninle sohbet ettiğimiz şu yazıyı okusalar, senden utanıp acaba dava şuuru kazanırlar mı? Herhalde Hayır…

Heyhât…

Yıllar geçtikçe Sebahattin abim ile artık kardeşlik bağımız iyice güçlenmiş ve günün her saati birlikte vakit geçirir olmuştuk. İyi gün kötü gün farketmiyordu. 2011 yılına geldiğimizde ani bir telefon ile Samet Demir’in, bir düğün vesilesiyle gittiği Elazığ’da trafik kazası geçirdiğini öğrendik. Ömer abi ve Sebahattin abi ile birlikte yola çıktık. Vardığımızda Rabbine emaneti teslim ettiğini yeğeniyle birlikte öğrendik. Bu beklenmedik ayrılık offf ki offf çok ağır gelmişti. Neticede Allah’tan gelmiş Allah’a dönecektik, eyvallah. Bu acı bizi kavurup dururken kardeşimiz, dostumuz Ömer Kösebalaban’ın yakalandığı amansız hastalığa yenik düştüğü zamana kadar yine dava yine hizmet şuuruyla muhterem başkanımız Fatih Güven’in ısrarıyla girdiği belediye meclisinde Başkan Vekili olarak görev yapıyordu. Emekliliğini üç sefer erteletmiştik sen orada bize lazımsın diyerek.

İkinci dönem geldiğinde Fatih başkandan affını istedi. Emekli olayım, biraz daha yavaşlatılmış bir hayat yaşayayım demişti. Hem Fatih Başkan hem de biz olmaz demiştik…

Yine kolları sıvadı, bu aşamada ben ondan daha rahattım, aktif olarak görev almamıştım; sorarlarsa fikrimi söylüyor, isterlerse yardımcı oluyordum; daha çok işlerime bakıyordum.

Beş kızı vardı, dördünü evlendirmişti. Kızının biri hafız damadının biri de hafızdı. En küçük kızının düğününü Temmuz ayında yapmıştık. Artık emekli olmuş, evini almış, mütevazı arabasıyla Ekinözü’nde yazlık olarak kullandığı güzel bahçesine gidip gelebilirdi. Zahiren rahata kavuşmuştu, ben ise Ankara’ya ofis açmış işlerimi Ankara’ya taşımaya çalışıyordum. Yani hayatı biraz yavaşlatmıştık ama yine de her gün görüşüp yine millet adına, devlet adına elimizden geleni yapıyorduk.

Ankara’daydım, Ömer Kaya abinin hem amcası hem de kayınbabası Fevzi abinin yakalandığı kovit hastalığı nedeniyle rahmeti rahmana kavuştuğunu öğrendim. Cuma günü mevlüt ve hatimine yetişmiştim. Sebahattin abi ve Bekir hoca ile orada görüşüp biraz sohbet edip ayrıldık.

Yol yorgunluğunu daha üzerimden atıp seninle doyamamışken Pazar günü Mustafa hocam telefon etti ve o üzücü haberi verdi: “Kardeş, Sebahattin bahçede merdiven kırılması sonucu tek katlı binadan düştü, ambulans ile Elbistan devlet hastahanesine gidiyoruz” dedi.   

Dedi, dedi ama bir anda adeta başımdan aşağı kaynar sular döküldü.

İşte o an tüm geçen zamanlarımız gözümün önünden geçti. Sadece tamam hocam diyebildim, dona kalmıştım, ne diyeceğimi, ne düşüneceğimi bilememiştim. Hemen başkan Fatih’i aradım. Ben yola çıkıyorum Başkanım sen yetiş dedim ben yetiştiğimde yoğun bakıma almışlardı müşahede için.

Fatih Başkan şuurunun yerinde ve durumununda stabil olduğunu söyledi. Bir an için korkumuzu yenip hamdolsun diyebilmiştik.

Bunun üzerinden bir saat geçti geçmedi içeriden durumunun ağırlaştığını, acilen ameliyata alınacağı haberi geldi. Ameliyat 4-5 saat sürdü ve sonrasında acilen KSÜ Tıp fakültesine sevk edildi. Üniversiteye götürdük, yatırdık…

Tam 13 gün her an güzel bir haber bekledik ama gelmedi.  Her an yanındaydık, durumuna ilişkin bilgi alıyorduk. İyi bir haber güzel bir gelişme bekliyorduk ama yok işte olmadı ve Cuma günü çok sevdiği Allah’ına emaneti teslim etti ve alıp getirdik.  Dostlarının ellerinin üstünde muhteşem bir tören ile ebedi istirahatgahına götürdük cenaze namazından taziyeye kadar her bir köşesinde tüm dostlarının, arkadaşlarının, akrabalarının hüznünü, acısını, göz yaşını gördük…

Afşinin vefasınıda birlikte siyaset yaptığı insanların yıkılmışlığınıda gördük…

İlerlemiş yaşına ve sağlık sorunlarına rağmen sayın vekil Avni doğan cenazeye yetişmişti …

 Fatih başkanın son görev olarak gördüğü hersey ile  ilgilenme çabası…

Bir insana iyi bilirdik diyenin çok olması imanına delalettir. 30 yıllık birlikte geçen ömrün ardından diyorum ki ben şahidim O bir mümindi,  O bir mücahitti, O bir muvahhitti ve O tüm hücrelerine kadar iman etmiş sağlam bir müslümandı. Dostuna adam gibi dosttu, insanlara müşfik, fakir fukaraya hamiydi. Ben şahidim namazını hiç aksatmazdı, seferi olduğunda bile sünnetleri tam kılmaya çalışırdı… Ben şahidim kötü söz söylemezdi, çok sinirlendiğinde kepaze adam derdi… Ben şahidim umre arkadaşlığımız var çok imanlıydı, gözü yaşlı kalbi zikirliydi…

Giden borcunu ödeyip gidiyor, eyvallah.  Ya bana ne demeli son on yılda üç kardeşin acısını çekiyorum. Taş değil bu kalp Sebahattin abi, ben de acı çeker, yanarım, kavrulurum; ben de mezara girmeden ölürüm ama yaşıyor görünürüm offff…

Şimdi sen Allah’ına kavuştun biz ise burada tarifi imkansız bir acıyla kaldık. Sait’ini tek başına bıraktın gittin abi!

Şu an burada olsaydın muhtemelen bana şöyle derdin..

“Mümince duruştan ödün verme Sait’, Allah’ın emrinden daha büyük çağrı var mı? Elbette kolay olmayacak, üzüleceksin, ölmeden ölümü yaşayacaksın. Titreyeceksin, ağlayacaksın, özleyeceksin gardaşım. Göz yaşarır, kalp hüzünlenir ne mutlu ki dost biriktirebilmişim. Sevdiğimi Allah için sevdim, sevmediğimi Allah için sevmedim. Sen buna şahitsin Sait’im ve ben seni Allah için sevdim… Haydi ya Allah, ya bismillah kal sağlıcakla Saitim…”

Bende sana soruyorum abim

 (Gidene mi zor, kalana mı?)

Eyvallah…

**

M.SAİT TAHİROĞLU

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Maraşlı DağaslanıKasım 4, 2021 / 10:55 amCevapla

ALLAH RAHMET EYLESİN SAİT KARDEŞİM DİLİNE SAĞLIK GÜZEL ANLATMŞŞIN SEBAHATTİN KARDEŞİMİZİ


Sitemizde Yayınlanan Haber,Köşe Yazısı,Fotoğraf ve Videoların Telif Hakları AFŞİN MERKEZ YAYIN GURUBU'na aittir.e-mail: afsinmedyacenter@gmail.com

fake rolex watches many types of types to satisfy the demands of unique individuality.