reklam reklam reklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklam reklam
reklam reklam reklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklam reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

YAHUDİLER LANETLİ TOPLULUK!

Yayınlanma Tarihi : Google News
YAHUDİLER LANETLİ TOPLULUK!

Bir genç Yahudi kadın; Gazze’de yaşayan Filistinlilerin zorla topraklarından çıkarılmasını istiyor. Gitmezlerse öldürülmeleri gerektiğini söylüyor. Ardından, “Hepsini bombalayın!” diye haykırıyor.

İnsanlığın sustuğu, vicdanın duvarlara çarptığı anlardan biri daha…

Nerede kaldı insanlık? Hangi vicdana sığar, bir halkı doğup büyüdüğü topraklardan sürmek? Hangi hak, bir çocuğun yaşam hakkından daha üstün olabilir?

İsrail’de seçimler öncesinde düzenlenen bir etkinlikte dile getirilen bu sözler, yalnızca Gazze’ye yönelik bir çağrı değil. Aynı zamanda, insan hayatını toprak iddialarının gerisine iten bir anlayışın da göstergesi. Üstelik Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye gibi ülkelerin de İsrail’e ait olduğunu öne süren bir yaklaşım söz konusu.

Bugün Gazze’yi isteyen, yarın hangi toprağa göz dikecek?

Sınırları nerede bitecek bu işgal zihniyetinin?

Bir düşünün…

Gazze’de bir anne, enkazın altında kalan çocuğunu arıyor. Bir baba, yıkılmış evinin taşları arasında ailesinden bir iz bulmaya çalışıyor. Küçücük çocuklar, oyuncaklarıyla oynamaları gereken yaşta, bombaların sesine alışmak zorunda kalıyor. Okul sıraları boş, hastaneler yaralılarla dolu, sokaklar korkuyla çevrili.

Ve dünyanın bir başka köşesinde birileri çıkıp, “Hepsini bombalayın!” diyebiliyor.

Nasıl bir vicdan bu?

Bir çocuğun gözlerine bakmadan, onun ölümünü nasıl savunabilir insan? Bir annenin feryadını duymadan, bir halkın yok edilmesini nasıl isteyebilir?

Toprak uğruna çocukların öldürülmesini savunmak, hangi aklın, hangi vicdanın eseridir?

İşgalin adı değişebilir. Siyasi söylemler değişebilir. Güvenlik gerekçeleri öne sürülebilir. Ama değişmeyen bir gerçek var: Sivillerin yaşam hakkı, hiçbir toprak iddiasının gölgesinde bırakılamaz.

Üstelik mesele, yalnızca Gazze’de yaşananlarla da sınırlı değil. Komşu ülkelerin topraklarını da kendi mülkü gibi gören bir anlayışla karşı karşıyayız. Başkasının evine göz diken, sonra da ev sahibine gitmesini söyleyen bir zihniyet bu.

Kendi yurdunda yabancı hâline getirilmek istenen Filistinliler…

Çocukluğunun geçtiği sokaktan koparılmak istenen insanlar…

Bir daha evine dönüp dönemeyeceğini bilmeden yaşayan aileler…

Bütün bunlar yaşanırken, insanlığın ortak vicdanı nerede duracak?

Sivillerin topluca öldürülmesini ve zorla yerlerinden edilmesini savunan açıklamalar karşısında sessiz kalmak kabul edilemez.

Çocukların öldürülmesini savunmak, sıradan bir siyasi görüş açıklaması değildir.

Bu, insan hayatını hiçe saymaktır.

Bu, bir halkın var olma hakkını yok saymaktır.

Bu, gücün karşısında hukukun ve vicdanın ne kadar kolay çiğnenebildiğini göstermektir.

Peki, bugün Gazze’deki çocukların başına gelenlere sessiz kalan dünya, yarın başka bir coğrafyada aynı acılar yaşandığında hangi yüzle konuşacak?

İnsan hakları, yalnızca güçlülerin işine geldiğinde hatırlanacak bir kavram mı? Masumların hayatı, yalnızca belli sınırlar içindeki insanların hayatı kadar mı değerli?

Hayır!

Bir çocuğun yaşama hakkı, hangi ülkede doğduğuna bağlı değildir. Hangi dili konuştuğuna, hangi dine inandığına da…

Gazze’deki çocuk da yaşayacak, Lübnan’daki çocuk da, Suriye’deki çocuk da. Hiçbirinin hayatı, bir başkasının siyasi hesabına kurban edilemez.

Batı, ABD ve İsrail kendi çocukları rahat yaşasın diye Müslüman çocukları katletmektedir. Topraklarından sürmektedirler.

Unutmayalım; bir halkı yerinden etmekle mesele bitmez. Evleri yıkabilirsiniz, sokakları harabeye çevirebilirsiniz, insanları göçe zorlayabilirsiniz. Ama bunların hiçbirini adalet diye sunamazsınız.

Ve bir gün, bugün söylenen sözler de, bugün savunulan politikalar da tarihin önünde duracaktır.

O gün sorulacak soru basit olacak:

Siz o çocukları neden öldürmek istediniz?

Bu soruya hiçbir harita cevap veremez.

Hiçbir toprak iddiası cevap veremez.

Hiçbir siyasi hesap, bir çocuğun kanını haklı çıkaramaz.

Çünkü toprakların sınırını insanlar çizer; ama insanlığın sınırını vicdan belirler.

Vicdanın sustuğu yerdeyse yalnızca bombaların sesi kalır.

Son olarak; çocukların hepsini öldürün diyen bir din mi yoksa öldürmeyin diyen bir din mi medeni?

İslam merhamet ve sevgi dinidir.

İsrail’in yaptığı insanlık dışılığın yüzde birini Müslümanlar yapsaydı. Dünya kıyameti koparırdı. Filistin’e saldırırlardı dört bir koldan. Gazzeli masum çocuklara saldırıyorlar zaten topraklarında. Acımazsızca hem de. Başta ABD olmak üzere Batı ve İngiltere cani Yahudilerin yanında. Hem de bir fiil…

Biz Müslümanlarda kendimize gelelim. Müslüman’ca yaşayalım. Onlara benzemeyelim. Bir ve beraber olalım.

*

MEHMET GÖREN

reklam

YORUM YAP