



AFŞİN’İN TARİHİ, TOPRAĞIN ALTINDAKİ HAFIZA…
Gazeteci-yazar Mehmet Gören;
Bir şehrin tarihini yalnızca ayakta kalan yapılar anlatmaz. Bazen bir avuç toprak, kırılmış bir seramik parçası, duvar kalıntısı, bir mezar, kaya üzerine kazınmış birkaç işaret ya da yüzyıllar önce ateşin içinde karbonlaşmış bir buğday tanesi, o şehrin geçmişine açılan en değerli kapı olur.
Afşin de böyle bir şehir.
Bugün üzerinde yürüdüğümüz toprakların altında binlerce yıllık bir geçmiş saklıdır. Antik kaynaklarda Efsus adıyla anılan Afşin ve çevresi, farklı dönemlerde çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan önemli bir yerleşim alanıdır. Şehrin tarihî ve arkeolojik zenginliği, yüzeyde görülebilen eserlerden çok daha geniş bir alanı kapsamaktadır.
Afşinbey İlkokulu’nun eski bahçesinde bulunan mozaik, Gözpınarı’ndaki tarihî hamam kalıntıları, Beyceğiz ve Gaziosmanpaşa mahallelerinde tespit edilen mozaik alanları, bölgenin yerleşim tarihine ışık tutabilecek önemli buluntular arasında sayılmaktadır. Bunların yanı sıra kaya yazıtları, höyükler, mağaralar, tarihî mezarlar, su sarnıçları ve eski ulaşım güzergâhları, Afşin’in geçmişteki önemini anlamamıza yardımcı olmaktadır.
Afşin’de tarih, tek bir döneme sıkışıp kalmış değildir.
Ashab-ı Kehf, Marabuz (Hurman) Kalesi, Sür Pişiren Kalesi, Kuruhan, Yassı Höyük, Kız-Oğlan Kayası, tarihî İpek Yolu güzergâhları, mağaralar, kaya yazıtları, sarnıçlar, tarihî mezarlar, Dedebaba Türbesi, kilise kalıntıları ve Ömer Ağa Konağı gibi farklı dönemlere ait eser ve alanlar, bu coğrafyanın ne kadar katmanlı bir tarih taşıdığını göstermektedir.
Özellikle Efsus-Afşin çevresindeki mozaikler dikkat çekicidir. Roma dönemine ait yapı ve villa kalıntılarının tabanlarını süsleyen mozaikler, burada geçmişte gelişmiş bir yerleşim kültürünün bulunduğuna işaret etmektedir. Afşin’deki mozaiklerin Kahramanmaraş merkezdeki Germenicia mozaikleriyle karşılaştırılması da bölgenin Roma dönemi yerleşim ağı içerisindeki konumunun araştırılması bakımından önem taşımaktadır.
Ancak Afşin’in tarihini yalnızca Roma ve sonraki dönemlerle başlatmak doğru değildir.
Bunun en önemli göstergelerinden biri Tanır-Yassı Höyük kazılarıdır.
Tanır’da 2021 yılında başlatılan arkeolojik kazı çalışmalarında, farklı dönemlere ait tabakalar gün yüzüne çıkarılmaya başlanmıştır. Kazıların ilerleyen aşamalarında Geç Tunç Çağı’na, dolayısıyla Hitit dönemine tarihlenen tabakaların ortaya çıkarılması, Afşin ve çevresinin tarihinin ne kadar eskiye uzandığını göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Yassı Höyük’te yapılan çalışmalar, bölgenin binlerce yıllık kesintisiz yerleşim geçmişine ilişkin önemli veriler ortaya koymaktadır. Kazılarda farklı dönemlere ait dokuz tabakanın belirlenmiş olması, bu coğrafyanın tarih boyunca çeşitli topluluklar tarafından kullanıldığını göstermektedir.
Daha da dikkat çekici olan ise toprağın bize yalnızca taş ve kerpiç değil, insanın günlük hayatına dair izler de vermesidir.
Kazılarda bulunan karbonlaşmış nohut, buğday, üzüm, kayısı çekirdeği ve sarımsak gibi tarımsal ürünler, geçmiş toplumların beslenme alışkanlıkları ve tarımsal faaliyetleri konusunda önemli bilgiler sağlamaktadır. Bu buluntular, Afşin ve çevresinin tarımsal üretim geleneğinin binlerce yıl öncesine uzandığını ortaya koyan değerli arkeolojik verilerdir.
Hurman Çayı tarih boyunca bölgenin sulu tarım ihtiyacını karşılayan temel kaynaktır.
Kazı Başkanı Doç. Dr. Elif Baştürk ve ekibinin çalışmaları bu bakımdan ayrıca önem taşımaktadır. Bir höyükten çıkarılan küçük bir tohum tanesi bile binlerce yıl önce burada yaşayan insanların ne yetiştirdiğini, ne yediğini ve toprağı nasıl kullandığını anlatabilir.
Yıllar önce Şark İnceleme Enstitüsü Başkanı Dr. Franz Babinger’in Efsus’un öneminin yapılacak kazılarla daha iyi anlaşılacağı yönündeki değerlendirmesi, bugün sürdürülen arkeolojik çalışmaların önemini hatırlatmaktadır.
Afşin, yalnızca geçmişte yaşamış insanların bıraktığı eserlerden ibaret değildir. Burası, Anadolu’nun doğusu ile batısı arasında geçiş sağlayan yolların üzerinde bulunan, askerî ve ticari hareketlilik açısından önemli bir coğrafya olmuştur. Tarihî İpek Yolu güzergâhları, kaleler, hanlar, sarnıçlar ve yerleşim kalıntıları bu stratejik konumun izlerini taşımaktadır.
Buna Ashab-ı Kehf gibi dinî ve kültürel hafızada önemli bir yere sahip olan bir değeri de eklediğimizde, Afşin’in tarih boyunca neden dikkat çeken bir merkez olduğu daha iyi anlaşılır.
Bugün yapılması gereken, bu tarihî mirası yalnızca anlatmak değil; bilimsel yöntemlerle araştırmak, belgelemek, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmaktır.
Çünkü Afşin’in asıl hazinesi toprağın üzerinde gördüklerimizden ibaret değil.
Belki bir höyüğün altında henüz açılmamış bir oda, bir Roma villasının altında korunmuş bir mozaik, bir kaya yüzeyinde okunmayı bekleyen eski bir yazıt veya binlerce yıl önce bir yangında karbonlaşmış küçük bir tohum daha vardır.
Her kazma darbesi, geçmiş ile bugün arasındaki sessiz mesafeyi biraz daha kısaltıyor.
Afşin’in tarihi henüz tamamlanmış bir kitap değil.
Asıl hikâye, toprağın altında hâlâ okunmayı bekliyor.
Bu nedenle Tanır-Yassı Höyük kazılarında emek veren Doç. Dr. Elif Baştürk ve bilim ekibine, Afşin’in tarihî mirasının araştırılması ve gün yüzüne çıkarılması yönündeki çalışmalarından dolayı teşekkür etmek gerekir.
Afşin, tarihin birçok döneminde yalnızca bir yerleşim yeri değil, aynı zamanda bölgesel bir merkez olmuştur.
Şimdi görevimiz, bu binlerce yıllık hafızanın üzerindeki toprağı bilinçle kaldırmak ve ortaya çıkan her parçayı geçmişin bize bıraktığı bir emanet olarak korumaktır.


