reklam reklam reklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklam reklam
reklam reklam reklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklamreklam reklam reklam reklam reklam

MİLLÎ VE MANEVÎ DEĞERLERİMİZ!

Yayınlanma Tarihi : Google News
MİLLÎ VE MANEVÎ DEĞERLERİMİZ!

Bir milletin bekası, millî ve manevî değerlerine sahip çıkmasıyla mümkündür. Çünkü bu değerler, milletlerin birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde yaşamalarını sağlar.

Millî ve manevî değerlerine sahip çıkmayan, başka milletleri körü körüne taklit ederek kendi kültürel değerlerini kaybeden toplumlar, ne acıdır ki zaman içerisinde tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir. Bu nedenle bir toplumu içten yıkmak isteyenler, öncelikle o toplumun dinî ve millî değerlerini zayıflatmaya; örf, âdet ve geleneklerini unutturmaya çalışırlar.

Millî ve manevî değerlerimizin yaşatılmasında ailenin, özellikle de annenin çok önemli bir yeri vardır. Çünkü çocuk, hayata dair ilk bilgilerini ailesinden öğrenir. Sevgi, saygı, merhamet, edep, ahlâk, vatan ve millet sevgisi gibi değerler, öncelikle aile ocağında kazanılır. Anneler ve babalar, çocuklarının karakterlerinin şekillenmesinde en önemli role sahip kişilerdir.

Toplumun temel taşı olan aile zayıfladığında, bundan toplumun bütün değerleri etkilenir. Bu nedenle aile kurumunu güçlendirmek, çocuklarımızı millî ve manevî değerlerimize bağlı, ahlâklı, vicdanlı ve sorumluluk sahibi bireyler olarak yetiştirmek hepimizin görevidir.

Giyim kuşam, yaşam tarzı ve toplumsal davranışlar konusunda farklı düşünceler bulunabilir. Ancak birbirimizi aşağılamak veya farklı tercihleri olan insanları küçümsemek yerine, toplumumuzun ortak değerlerini yaşatacak bir anlayış geliştirmeliyiz. Asıl mesele, insanımızın kendi kültürüne, inancına, tarihine ve ahlâkî değerlerine yabancılaşmamasıdır.

Yüce Allah, dinî ve ahlâkî prensiplere sahip çıkmamızı ve O’nun bizim için seçtiği doğru yoldan ayrılmamamızı emretmiştir. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:

“Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte Allah, sakınasınız diye size bunları emretti.”

(En’âm, 6/153)

Millî ve manevî değerlerine, örf, âdet ve geleneklerine bağlı olan toplumlar, sahip oldukları bu değerler sayesinde tarih boyunca ayakta kalabilmişlerdir. Dinî ve ahlâkî değerleri ihmal ederek yalnızca maddî güce dayanarak varlığını sürdürmeye çalışan toplumlar ise zaman içerisinde büyük sorunlarla karşılaşmışlardır.

Maddî güç elbette önemlidir. Güçlü bir ekonomi, gelişmiş bir teknoloji, eğitimli bir toplum ve güçlü bir devlet, milletlerin geleceği açısından büyük önem taşır. Ancak bütün bunların yanında sağlam bir ahlâk ve güçlü bir maneviyat yoksa maddî imkânların tek başına toplumu ayakta tutması mümkün değildir. Çünkü bir milleti millet yapan yalnızca sahip olduğu topraklar veya ekonomik gücü değil; ortak tarihi, kültürü, dili, inancı, gelenekleri ve değerleridir.

Gelin, hep beraber millî ve manevî değerlerimizden bazılarını burada hatırlayalım ve diğer değerlerimizi de bunların üzerine koyarak, iyi bir tefekkürle hayatımızı yeniden gözden geçirelim.

Vatan sevgisi, bu değerlerin başında gelir. Vatan, yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak parçası değildir. Vatan; uğruna nice canların verildiği, geçmişimizin ve geleceğimizin birleştiği mukaddes bir emanettir.

Bayrak sevgisi, milletimizin ortak değerlerinden biridir. Bayrağımız, bağımsızlığımızın ve hürriyetimizin sembolüdür. Ona duyduğumuz saygı, aynı zamanda tarihimize ve bu topraklar için mücadele eden atalarımıza duyduğumuz saygının bir göstergesidir.

Aile sevgisi ve aileye bağlılık, toplumun temelini oluşturur. Büyüklerimize saygı göstermek, küçüklerimize sevgiyle yaklaşmak, anne ve babalarımıza sahip çıkmak millî ve manevî değerlerimizin önemli unsurlarındandır.

Komşuluk ve yardımlaşma, Anadolu insanının yüzyıllardır yaşattığı güzel değerlerdendir. Komşusu açken tok yatmamak, ihtiyaç sahibinin yardımına koşmak, hastayı ziyaret etmek, cenazede acıyı paylaşmak ve düğünde sevinci çoğaltmak toplumumuzu birbirine bağlayan güçlü bağlardır.

Büyüklere saygı, küçüklere sevgi de kültürümüzün temel değerlerindendir. Yaşlılarımızın tecrübelerinden faydalanmak, onların gönüllerini hoş tutmak ve çocuklarımızı sevgiyle yetiştirmek, toplumun huzuru açısından büyük önem taşır.

Doğruluk ve dürüstlük, insanın sahip olabileceği en değerli ahlâkî özelliklerdendir. Yalanın, hilenin ve emanete ihanetin yaygınlaştığı bir toplumda güven duygusu zedelenir. Oysa güvenin hâkim olduğu toplumlarda insanlar birbirlerine daha kolay destek olur ve birlikte daha güçlü bir gelecek inşa ederler.

Adalet, millî ve manevî değerlerimizin vazgeçilmezlerinden biridir. Adalet yalnızca başkalarından beklediğimiz bir şey olmamalıdır. Her insan, kendi hayatında adaleti gözetmeli; hakkı olanın hakkını teslim etmeli ve kimseye haksızlık etmemelidir.

Merhamet, insan olmanın en güzel göstergelerinden biridir. Yetimin, yoksulun, yaşlının, hastanın ve ihtiyaç sahibinin yanında olmak; hayvanlara ve doğaya karşı da şefkatli davranmak, medeniyetimizin bize bıraktığı önemli bir mirastır.

Geçtiğimiz günlerde “Kahrolsun şeriat!” diye slogan atan çocukları ve gençleri gördük. Çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, gençlerin dinî kavramlara karşı böylesine sert ifadeler kullanması elbette üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Ancak burada yalnızca gençleri suçlamak yerine, onları bu noktaya getiren sebepleri de sorgulamalıyız.

Bir gencin kendi inancına, tarihine ve kültürüne yabancılaşmasının sebeplerini araştırmak zorundayız. Ailede verilen eğitim, okulda verilen eğitim, arkadaş çevresi, sosyal medya, televizyon ve genel kültür ortamı gençlerin düşüncelerinin şekillenmesinde önemli rol oynamaktadır.

Öyleyse kendimize şu soruyu sormalıyız:

Biz çocuklarımızı nasıl yetiştiriyoruz?

Onlara dinimizi ve millî değerlerimizi yeterince anlatabiliyor muyuz? Onlara sadece nasihat etmekle mi yetiniyoruz, yoksa yaşayarak güzel bir örnek olabiliyor muyuz?

Çocuklarımızın imanlı, ahlâklı, vatanını ve milletini seven, insanlara saygılı, adaletli, merhametli ve dürüst bireyler olarak yetişmeleri için öncelikle ailelerimizin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekir.

Çocuğa yalnızca “Bunu yapma, şunu yapma.” demek yeterli değildir. Ona neden yapmaması gerektiğini anlatmak, doğruyu yaşayarak göstermek ve güzel bir örnek olmak gerekir. Çocuk, çoğu zaman söylenenden çok gördüğünü öğrenir.

Bu nedenle anneler ve babalar, çocuklarının ilk öğretmenleridir. İman, ahlâk, sevgi, saygı, merhamet ve vatan sevgisi önce ailede filizlenir. Okul bu değerleri destekler; toplum ise onları pekiştirir.

Unutmayalım ki millî ve manevî değerler yalnızca geçmişten bize kalan hatıralar değildir. Onlar, geleceğimizi şekillendirecek temel dayanaklarımızdır.

Kültürümüzü yaşatmalı, dilimize sahip çıkmalı, tarihimizden ders çıkarmalı, dinî ve ahlâkî değerlerimizi çocuklarımıza doğru bir şekilde aktarmalıyız. Bunu yaparken farklı düşüncelere sahip insanlara karşı da saygıyı elden bırakmamalıyız.

Çünkü güçlü bir toplum; yalnızca aynı düşünen insanların değil, ortak değerler etrafında birbirine saygı duyan insanların oluşturduğu toplumdur.

Gelin; çocuklarımıza sevgiyi, saygıyı, doğruluğu, adaleti, merhameti, vatan ve millet sevgisini öğretelim. Onlara geçmişimizi anlatalım, geleceğe güvenle bakmalarını sağlayalım.

Millî ve manevî değerlerimize sahip çıkalım.

Çünkü değerlerini kaybeden bir millet, zamanla kendisini de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Gelecek nesillere bırakabileceğimiz en büyük miras; yalnızca maddî servetler değil, ahlâklı, imanlı, vicdanlı, vatanını ve milletini seven bir nesildir.

*

MEHMET GÖREN

reklam

YORUM YAP