

Öğretmenliğimin henüz 5-6. yıllarıydı. Gaziantep Mehmet Hayri Akınal İmam Hatip Lisesinde görev yapıyordum. Hafız olmam sebebiyle daha çok Kur’an-ı Kerim derslerine giriyordum. Dersine girdiğim sınıflardan biri de 9-B sınıfıydı.
Bu sınıfı çok seviyordum, onların da beni sevdiğini biliyordum. Aramızda güzel bir iletişim ve samimi bir bağ oluşmuştu. Derslerimiz çok verimli geçiyor, öğrencilerimiz büyük bir gayretle sorumluluklarını yerine getiriyordu. Hiç olumsuz bir durum yaşamamıştık.
Hatta bir gün bizim bir bebeğimiz oldu. Bu sebeple sınıftaki öğrencilerime küçük küçük hediyeler dağıtmıştım. Bir süre sonra öğrencilerimin de kendi aralarında para toplayarak bebeğimize hediye aldıklarını öğrendim. Çok duygulanmıştım.
Öğretmen olarak bizim öğrencilerimizden böyle bir beklentimiz olmaz. Ama aramızdaki güzel bağ, onları böyle bir inceliğe sevk etmişti. Ben de bu güzel davranışlarını karşılıksız bırakmadım.
O sınıfta birbirinden değerli öğrenciler vardı. Fakat içlerinden biri benim için biraz daha farklıydı: Kıymet…
Kıymet, her hâliyle hanım hanımcık bir öğrenciydi. Derslerindeki başarısı, arkadaşlarıyla ilişkileri ve güzel ahlakıyla gerçekten ismine yakışan bir öğrenciydi.
Bir süre sonra Kıymet ara sıra okula gelmemeye başladı. Ardından devamsızlıkları arttı.
Bu durum beni rahatsız etti. Arkadaşlarına sordum. Anlattıkları karşısında çok üzüldüm.
Kıymet’in annesi ve babası yoktu. Bir abisi vardı ve babaannesiyle birlikte yaşıyordu. Maddi imkânsızlıklar sebebiyle okula devam etmekte zorlanıyordu.
Birkaç öğretmen arkadaşımla istişare ettik. Rehberlik servisinden adreslerini aldık. Eşimle birlikte Kıymet’i evinde ziyaret etmeye karar verdik.
Evleri Saçaklı Mahallesi’ndeydi. O dönem mahalledeki evlerin çoğu gecekondu tarzındaydı.
Sora sora evlerini bulduk.
Karşılaştığımız manzara gerçekten içler acısıydı.
Kıymet bizi görünce gözleri ışıl ışıl oldu, çok sevindi.
Babaannesiyle konuştuk. Kıymet’in mutlaka okula devam etmesi gerektiğini söyledik. Maddi konuları dert etmemesini, elimizden gelen desteği sağlayacağımızı ifade ettik.
“Sen yeter ki Kıymet’i okula gönder.” dedik.
Sonraki günlerde Kıymet yeniden okula devam etmeye başladı.
Birkaç öğretmen arkadaşımızın ve velilerimizin de desteğiyle Kıymet’in ihtiyaçlarını karşılamaya, ailesine yardımcı olmaya çalıştık. Bu destek, Kıymet okulunu bitirinceye kadar devam etti.
Zamanla Kıymet bizim için sadece bir öğrenci olmaktan çıktı.
Ailemizin bir evladı gibi oldu.
Ailece onunla ilgileniyor, her sıkıntısında yanında olmaya gayret ediyorduk.
Derken Kıymet okulunu bitirdi. Bir taliplisi çıktı ve evlendi.
Onun mutlu bir yuva kurmasını istiyor, hep dua ediyorduk. Bir süre sonra eşiyle de tanıştık. Ona da Kıymet’in bizim için sıradan bir öğrenci olmadığını, onu evladımız gibi gördüğümüzü söyledik.
Günler, aylar böyle geçti.
Ta ki o acı haberi duyuncaya kadar…
Kıymet ve babaannesi karbonmonoksit zehirlenmesine maruz kalmışlardı.
Babaannesi hayatını kaybetmiş, Kıymet ise yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyordu.
Fakat Kıymet’in mücadelesi yalnız değildi.
Karnında henüz dünyaya gelmemiş bir bebeği vardı.
Birkaç gün direndi…
Biz umutla bekledik.
Fakat ne yazık ki o güzel yürek daha fazla dayanamadı.
Kıymet’i ve dünyaya gözlerini açamadan annesiyle birlikte hayata veda eden bebeğini kaybettik.
Bu haber bizi derinden sarstı.
Sanki ailemizden çok yakın birini kaybetmiş gibiydik.
Kıymet’in hayatı gözlerimizin önünden geçti…
Annesiz, babasız büyümesi…
Yaşlı babaannesiyle hayata tutunmaya çalışması…
Zor şartlara rağmen okuluna devam etmesi…
Bizimle kurduğu o güzel bağ…
Hayatını kurup yuva sahibi olması…
Ve nihayet babaannesiyle birlikte, karnındaki bebeğiyle hayata veda etmesi…
Bunu kabullenmek hiç kolay değildi.
Cenaze namazında sınıf arkadaşlarıyla karşılaştık.
Onların hâlini anlatmaya kelimeler yetmezdi.
Çünkü o sınıfın öğrencileriyle Kıymet arasında çok derin bir bağ oluşmuştu. Birlikte yaşadığımız yıllar onları adeta kardeş gibi yapmıştı.
Asri Mezarlık’ta Kıymet’i toprağa verirken hissettiğim acıyı tarif etmek mümkün değil.
İnsan bazen öğretmen olduğunu unutuyor…
Karşındaki öğrencinin zamanla evladın gibi olduğunu fark ediyor.
Kıymet de benim için öyleydi.
Rabbim Kıymet’e, babaannesine ve dünyaya gözlerini açamadan hayata veda eden yavrusuna rahmetiyle muamele eylesin.
Mekânları cennet, makamları âli olsun.
*
Ramazan Tahiroğlu



